4 Mart 2018 Pazar

Durak Hikâyeleri +4


Hayatı tekdüze yaşıyor olabiliriz, ama yaşadıklarımızı sıradanlaştırarak görünmez hale getirmeyi kabul edemiyorum. Mesela ben, her sabah evden çıkıp aynı duraktan bindiğim otobüsle aynı güzergâhı takip ediyorum. Her gün bir de bunun tersini yapıyorum. Ne kadar sıkıcı, değil mi? Hayır. Çünkü hava değişiyor, insanlar değişiyor, şehrin gürültüsü değişiyor, yol üstündeki apartmanların boyaları değişiyor, dükkânlar açılıyor, dükkânlar kapanıyor. Böyle bir vaziyette tekdüzelikten söz etmek bana saçma geliyor.

Hava henüz kararmamıştı ve işten çıkmıştım. Demek ki günler uzamaya başlamıştı. İlkbahar önce güneşle yüzünü gösteriyor, sonra her yanda çiçekler açıyor ve kuşlar ötüyor. Yaşamayı seven biri için elbette her mevsim güzeldir, ama bende ilkbaharın yeri bambaşka! Bu mevsimde içim neşeli bir sevgiyle doluyor! Vivaldi'nin "İlkbahar"ında da bu heyecanı duymaz mıyız? Notalar, rengârenk çiçekler gibi açıp kanat çırpan kuşlar gibi oynamaz mı? 

Eve varmak için bindiğim otobüste bunları düşünürken genç bir adam dikkatimi çekti. Ayaktaydı. Elinde bir keman kutusu taşıyordu. Ürkek duruyordu. Bir şey yapmayı istiyor da bir türlü adım atamıyor gibi bir hali vardı. Vivaldi'yi düşünmeyi bırakıp genç adamı seyretmeye başladım. Lacivert bir kot giymişti. Sırtına kahverengi bir ceket geçirmişti. Keman kutusu beyazdı ve kirlenmişti. Ne olduklarını göremediğim birtakım çıkartma da kutuyla beraber yolculuk ediyordu. 

Bir durak sonra inecektim ve genç adamdaki belirsizlik hâlâ sürüyordu. Belki de kendi kendimi soktuğum bir bilinmezliğin cazibesine kapılmıştım. Kim bilir belki de hayal dünyamda ona bir rol yakıştırmıştım ve bu rolü ben bile bilmiyordum. O da hepimiz gibi duraklar arasında süzülen bir insandı, illa bir hikâyesi mi olmalıydı? "Her insan hikâyesiyle yaşar." sözü her zaman doğru olacak diye bir şey yoktu. 

Genç adam birden durdu, kulağından sarkan renkli kabloyu bir eliyle toparlayıp cebine koydu, dudaklarını hareket ettirmeye başladı, sanki bir şey sayıyor gibiydi, hemen ardından elindeki kutunun fermuarını açtı, onu ayaklarının arasına aldı, kemansa parmaklarının içinde özgürleşmeyi bekleyen bir güvercin gibiydi. O zamana dek beyaz bir keman hiç görmemiştim.

Genç adam elindeki yayı kemanın tellerine sürdükçe otobüsteki gürültü yerini Vivaldi'ye bıraktı. Az önce düşündüğüm müziği şimdi dinleyebiliyordum. Bu ne şahane bir tesadüftü! Güzel çalıyordu genç adam. Herkes onu dikkatle dinlemeye başlamıştı. Hiçbirimiz böyle bir an'a alışkın değildik. Tutuşunu merakla beklediğim bir büyünün içindeydim, muazzam bir hatırayı yaşıyordum. Gökyüzü, mavisini siyaha terk ederken sokak lambaları bir bir yanıyor ve kara kışın arkasından gelen ilkbahar gibi ortalık ışıldıyordu. Dükkânlardan, evlerden, arabalardan renkli bir ışık seli akarken biz bir otobüs dolusu yolcu, müziğin derin sokaklarında yürüyor, sözden uzak gönülden sohbetler ediyorduk.

Otobüs durağa gelmişti ama ne ben ne de bir başkası otobüsten ayrılmak istiyorduk. Duraktan binecek yolcular için de kapıları açmayan şoför, buna bir anlam veremeyenleri eliyle sakinleştirmeye çalışıyor ve biraz beklemelerini rica ediyordu.

Müzik sona erdiğinde otobüsün içinde bir alkış tufanı koptu. Sanata ve genç adama saygısından otobüsün kapılarını açmayan şoför ancak parça bittiğinde tuşa dokundu. Bazı yolcular indi, bazı yolcular bindi. Genç adam kemanını sakladığı güvercinle beraber uçup gitti. Otobüs başka duraklara doğru yol alırken ben de evime dönüyordum.

***Durak Hikâyeleri'nin önceki bölümlerini okumak istersen TIKlayabilirsin.***

Neşeli sevgilerle.
İçimdeki hikâye anlatıcısı aktardı!

18 yorum:

  1. Ne kadar da özgün ve güzel bir anlatım. Her gün böyle güzel bir dünyaya gözlerimizi açabilsek keşke. Çekilmeyen yollar ruhumuzu aydınlatsa. Belki tanımadığımız ama içimizi sıcacık yapacak insanlarla karşılaşarak sohbet edebilsek mesela. Kalemine sağlık :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler! Bu yorum beni gerçekten mutlu etti ve biraz da huzur verdi :))

      Sil
  2. Ben yaz insanı olsam da çok güzel anlatmışsın

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki yaza doğru yaz insanı karakterler de gelir bu diziye :) Çok teşekkür ederim.

      Sil
  3. Ne güzel bir hikâye :)

    YanıtlaSil
  4. oleeeey çok güzeldiiiiii hayat güzeeel :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederiiim :) Hayat güzel ve neşeli :)

      Sil
  5. Hayal ediyorum da. Baya güzel bir ambiyans 😀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayal edilebilen bir şey yazabildiysem ne mutlu bana :)

      Sil
  6. Çok güzeldi... duydum müziği kulaklarımla..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :) Demek oralara kadar gelmiş müzik, sevindim.

      Sil
  7. Merhaba...Bloglar alemine hoş geldiniz.İnsanları ve çevreyi incelemeyi ben de seviyorum.Görmeyi bilene,hayat hiçte tekdüze değil aslında.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba :) Siz de buraya hoş geldiniz, hoşluklar getirdiniz. Görmeyi bilene, bilip de görmek isteyene hayat çok güzel :)

      Sil
  8. Arada bi birileri bize böyle keman çalsa da içimizdeki dünya hareket etse diye hayal ettim.
    Şehrin meydanlarında koşuşturmacalı bir yürüyüşü durduran güce sahip bir müzik ile bir kaç dakikalığına kendimizi hayal dünyasına bıraksak.
    Yine çok güzel yazmışsınız❤

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müzik de hayal de şahane şeyler. Gerçi müziğin de bir hayal olduğunu söyleyebiliriz. Keşke böyle anlara çokça tanık olsak. Teşekkür ederim, mutlu ettiniz :)

      Sil
  9. Hayatın rutinini kırmak her zaman mümkün olmasa da yine de bizim elimizde hepten teslim olmamak... Sıradan bir ana akıcı bir öykü yükleyebildiğiniz için tebrikler...Bu da bir kumaş elbet... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz :) Yorumunuz için teşekkür ederim. Mutlu oldum. Neşeli sevgilerle :)

      Sil