11 Mart 2018 Pazar

Durak Hikâyeleri +5


Mart kapıdan baktırırmış da kazma kürek yaktırırmış... Lafügüzaf! Öyle iyi ki hava, güneş öyle cana yakın bir dost gibi gülümsüyor ki sadece tenim değil, ruhum da sıcacık oluyor. Bütün güzel duygular içimden taşıyor, çoğalıyor ve bulaşıyor. Hadi gel, sana bugüne yakışacak bir hatıramı anlatayım da güneş eğer yaşadığın şehirde yüzünü göstermiyorsa, en azından böyle ısın; hayata ve yaşamaya...

Durakta bekleyen palyaçoyu gördüğümde ne zamandır bir palyaçoyla karşılaşmadığımı fark ettim. Yalnızdı, ama renkliydi. Kırmızı burnunu elinde tutuyordu ve kendi kendine şarkılar mırıldanıyordu. Geldiğimi fark etmedi, ben de bilhassa kenarda durdum. Çünkü sesi güzeldi, güzel olan şeyler hep sürmeliydi.

Palyaço, şarkılar söylerken gökyüzü de usulca yağdırdığı yağmurla ona eşlik ediyordu. Şehrin beton binaları toprak kokmuyordu ama yine de refüjdeki ağaçlara yağmur damlaları konuyordu. Güneş, bulutların arasında "Cee eee" diyen bir çocuk gibi bir görünüp bir yok oluyordu... Böyle havaları tanıyordum; içlerinde gökkuşağıyla dolaşırlardı. 

Gökkuşağını severim. Benim için en neşeli doğa olayıdır. Ama başımı göğe ne kadar çevirsem de bir türlü gökkuşağını bulamıyordum. Tam o anda yanı başımda duran palyaço "Gökkuşağını yukarıda aramayın, baksanıza, hemen önünüzde." dedi. Gerçekten de palyaçonun saçları gökkuşağına  benziyordu. "İsterseniz size bir masal anlatabilirim." diye ekledi.

Masal mı? Kaç kişi otobüs durağında bir palyaçoyla karşılaşıp ondan masal dinleyebilirdi ki... İşte böyle bir mucize benim başıma geliyordu. Masalcı palyaçonun yanına oturdum. Az önce elinde tuttuğu burnunu taktı ve gökkuşağından ördüğü saçlarını sallayarak masalını anlatmaya başladı. Çok heyecanlıydım. Bir çocuk kadar şendim. İlkbahar gibiydim.

Ve söz palyaçoya bıraktı kendini...

"Bir varmış, hiç yok olmamış... Bir doğmuş, hep umutmuş... Kadın Hava'yı yaratmış, erkekse Ateş'i... Birlikte büyümüşler, yanmışlar ve kavrulmuşlar... Bir çocukları olmuş, ona Su demişler... Zaman kaydıkça su akmış ve nehir olmuş, çağlamış... Zaman kaydıkça su akmış ve deniz olmuş, çağlamış... 

Topraktan sıkılan Su bir gün yükselip bulut olmaya karar vermiş. Mevsim yaza döndüğünde hayali gerçek olmuş ve topraktan göğe kavuşmuş. Önce nereye vardığını anlayamasa da aradan birkaç ay geçtiğinde, artık pamuk şekerini andıran bir bulutmuş. Mutluymuş ve huzurluymuş. Toprak yerde, kendi gökte, mavinin içinde sihir gibiymiş... 

Bir güz sabahı yağmur başlamış; hayalperest Su yere düşmüş ve geldiği toprağına dönmüş. Önce nehire konmuş; nehir denizle buluşmuş... Bunlar yaşanırken daha önce kimsenin tanık olmadığı bir mucize gerçekleşmiş. Su, gökten yere düşerken canı yanmasın diye rengârenk bir kaydırak ortaya çıkmış! Ancak yağmur damlası, toprağın kanatları altına girdiğinde bu renkli kuşak da birden yok olmuş. Rivayet odur ki her ne zaman yağmur yağar da Su gökyüzünden yeryüzüne inerse ve güneş diye bilinen Ateş bunu görürse Hava'ya haber salar ve ikisi birlikte kendilerinden ayrı yaşayan Gökkuşağı'nı yeniden doğururlar. Kardeşi Su, güvenle yere ininceye kadar annesi Ateş ile babası Hava'nın huzurunda asılı kalan Gökkuşağı, işi sona erdiğinde aniden kaybolur."

Bu büyüleyici masalın etkisini derinden yaşıyordum. Bir şey söyleme ihtiyacı duyuyordum, ama bir türlü sözcüklerimi toparlayamıyordum. Sonuçsuz çabamı gören palyaço kırmızı burnunu eline aldı ve konuşmaya devam etti:

"Ne zaman bu masalı anlatsam, güneş olsa bile gökkuşağının yağmur yağdığında hemen görünmediğini söyleyen sığ fikirlilerle karşılaşırım. Bilmezler ki bizim zamanı kavrayışımızla onlarınki bir değildir."

"Açıkçası bu düşünce aklıma gelmemişti. Masallara mantık çerçevesinden bakılmamalı, öyle değil mi? Asıl merak ettiğim şu, neden gökkuşağının sen olduğunu söyledin ve bu masalı anlattın?"

Palyaço yüzüme tatlı tatlı gülümsüyordu. "Çünkü" dedi, "Az sonra buradan otogara gidecek bir otobüs geçecek ve ben o otobüse bineceğim. Yaklaşık bir saat sonra, işi nedeniyle üç haftadır yanımda olmayan karım gelecek. Aslında bana sürpriz yapmak istiyordu, bir arkadaşı ağzından kaçırdı, şimdi sürprizi yapacak olan benim... Gökkuşağı Su'yu karşılamaya gidiyor."

Palyaçodan bana bulaşan gülümseme bir anda yüzüme yayıldı ve ruhumda ilkbahar çiçekleri açtı. Aşkın harikulade bir duygu olduğunu bir kere daha hissetmiştim. Bütün samimiyetimle ve gerçekliğimle herkesin bu hissi yaşayabilmesini dilerken bir otobüs durağa yanaştı ve masalcı palyaçoyu alıp götürdü. 

Artık biliyordum ki gökkuşağı az önce buradaydı.

***Durak Hikâyeleri'nin önceki bölümlerini okumak istersen TIKlayabilirsin.***

Neşeli sevgilerle.
İçimdeki hikâye anlatıcısı aktardı!

8 yorum:

  1. Bu ne kadar güzel bir hikaye 😍 Şimdi ne zaman bir gökkuşağı görsem aklıma bu sımsıcak hikaye gelecek ^-^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler :) Ah ne güzel olurdu bir kere bile gökkuşağı gördüğünde bu hikâye aklına gelse :))

      Sil
  2. Günümü güzelleştiren bir hikaye oldu :)) Çok teşekkürler :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sahiden güzelleştirebildi mi gününü! :) Çok teşekkürler :))

      Sil
  3. palyaçoyu çok sevdim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de yazarken tanıştım; tatlı adam şu palyaço :)

      Sil
  4. Yanıtlar
    1. Ziyaret eden kalbinize, okuyan gözlerinize, yorum yazan parmaklarınıza sağlık :)

      Sil