18 Mart 2018 Pazar

Durak Hikâyeleri +6


İlkbahar, gündüzleri yüzünü gösterse de akşam vakti hava soğumaya başlıyor ve geceleri yorgan ya da battaniye olmadan uyuyamıyorum. Ama bu gece ne bir yorgana ne de bir battaniyeye ihtiyacım vardı. Sırtıma geçirdiğim yün ceket, sabaha kadar bana yarenlik yaptı. Güneş doğana dek bir demlik çayı bitirdim. Hayır, uyku tutmadığından değildi uyanıklığım... Uyuyamazdım, çünkü Mutlu Anlar Koleksiyoncusu'na söz vermiştim, hikâyemi yetiştirmeliydim.
***
Badem ağaçlarının çiçek açtığı mevsimdeydik ve martın çoktan yarısına gelmiştik. O sabah yine otobüs bekliyordum, sırtında eviyle dolaşan bir genç yanıma gelerek otogar otobüslerinin bulunduğum duraktan geçip geçmediğini sordu. Dört harften ibaret cevabım bana sabah arkadaşı kazandırmıştı. Artık durakta iki kişiydik ve birlikte otobüs bekliyorduk. Portakal rengi kamp çantasının alt tarafında çadırı, üstünde de matı asılıydı. Çantanın yan gözünde çelik bir termos yer alıyordu. "Kamp yapmak güzeldir; anlaşılan sen de seviyorsun." diyerek söze başladım.

"Evet, aslında bu ilgimin yeni geliştiğini söyleyebilirim."
"Öyle mi? Otobüsün gelene kadar anlatmak ister misin?"
"Aslında biraz özel şeyler ama... Konuşmaya başladıktan sonra susmam, sıkılmayın sonra!"

Normalde kimseyi konuşmaya çekmek için çabalamam. Eğer zaman kendi kendine konuşmaya sürüklerse gerçek sohbetin öyle geleceğini düşünürüm. Ama eskiden pek sevdiğim bir hobim olan kampçılıkla sabahın erken saatinde karşı karşıya kalınca biraz eşelemek istedim; çünkü kamp hayatının, içinde öyküler barındıran bir yaşam tarzı olduğunu biliyorum.

"Geçen senenin ağustos ayıydı... Yaz boyunca sosyal medyada gördüğüm paylaşımlardan çok etkileniyordum ve artık patlama anı gelmişti. Likya Yolu'na çıkıp yüzlerce kilometrelik alanı tek başıma geçerek bir macera yaşamaya karar verdim. Başta "Yapabilir miyim?" endişesi duyuyordum, ama ilk birkaç günden sonra kendime inanarak ve güvenerek bu hayalimi gerçekleştirebileceğimi anladım. Sonuçta bu macerayı yaşayanlar da benim gibi insanlardı.
Tabii yaz mevsimiydi ve güneş özellikle öğlenleri fena bastırıyordu. Bir çanta eşyanın yanında bir de çadır taşımak yeni başlayan biri için pek kolay değildi. Ama yine de güzel bir deneyim oluyordu; doğa şahaneydi, manzara süperdi! Ya karada yürüyordum ya da denizde yüzüyordum. Durup durup fotoğraf çektim ve "iyi ki" dedirten kareler yakaladım.
Patara'da tarihin tanıklığını yaparken bir yandan da yüzlerce yıla meydan okuyan taşları fotoğraflıyordum. Bu esnada yanıma biri geldi ve antik kentin tarihini anlatmaya başladı. İtalyan'dı, arkeoloji alanında doktora yapıyordu ve Akdeniz çevresinde konumlanan antik kentler üzerine çalışıyordu. "Likya Yolu" projesinden Türkiye'ye gelince haberdar olmuş, doğayı sevdiğinden o da yolu tamamlamaya niyetlenmiş. Yolun devamını birlikte geçtik ve bu sırada nasıl kafa dengi insanlar olduğumuza ikimiz de şaşırdık! Sanat Tarihi okuduğumdan konuşacak ortak konumuz da çoktu. Bir hafta kadar beraber yürüdük.
Yolu bitirdiğimizde benim okula dönmem gerekiyordu, devre başlayacaktı. O da antik kentleri dolaşmaya devam edecekti. Önce bir süre her gün yazıştık, sonra biraz azaldı ve bir süre böyle idare ettik. Bu ilişkinin ömrü bu kadarmış, diye düşünürken bir sabah fakültenin önünde onu gördüm. Benim için gelmiş. Yanında sırt çantası ve çadırı. İki de mat. Güz kampı kurmaya davet ediyordu. İnanamıyordum! Sınavlar yaklaşıyordu, grup çalışmaları da vardı; ama içimde bir şey "Bu fırsatı kaçırma." diyordu. Hayatımın en çılgın anıydı. O gün okula adımımı bile atmadan onunla çıktım. Bir hafta devamsızlık yaptım ve unutamayacağım hatıralar biriktirdim. Sevgilim, bu süreçte kamp hayatıyla ilgili bildiği her şeyi bana öğretiyordu. Ondan öğrendiklerimle sanki doğaya karşı eskisi kadar aciz olmadığımı hissediyordum! Görüşmediğimiz haftalarda aramızın açılmış olabileceğini düşünmüştüm, ama gördüm ki ilişkimiz daha da güzelleşmişti. Bir haftayı mucizevi şekilde geçirdik.
Fırsat yakaladıkça hafta sonu kampları yaparak doğayla bütünleşmeyi sürdürüyoruz."

"Ben demiştim." demeyi sevenlerden değilim, ama bir kere daha yanılmamıştım işte... Bu ne güzel bir hatıraydı. İki farklı milletten insanın aynı yolda buluşmaları harikulade değildi de neydi! Diller farklı olsa da, kültürler farklı olsa da özümüz aynıydı, hepimiz insandık ve bir arada çok güzeldik.

"Nasıl? Beğendiniz mi yaşam öykümü?"
"Hem de çok! Peki, sana bir soru sorabilir miyim?"
"Elbette."
"Şimdi yolculuk nereye? Yalnızsın."

Genç kadın yüzüme baktı ve gülümsedi. İtalyan sevgilisiyle ilgili bir cevap alacağımı seziyordum.

"Çanakkale'ye gidiyorum. Sevgilimle orada buluşacağız. O bana gezdiğimiz yerlerde hep Likyalılardan, Hititlerden, Friglerden bahsetti; onlarla ilgili ayrıntılı pek çok bilgi verdi. Şimdi ben ona ilk defa gideceği Çanakkale'de Atatürk'ü anlatacağım. Elbette Atatürk'ü biliyor, ama hiç duymadığını tahmin ettiğim hatıralardan söz edeceğim. Çok heyecanlıyım."

Bu cevap beni öyle duygulandırmıştı ki galiba daha önce kimseyi otobüs durağından el sallayarak uğurlamamıştım... Ah şu benim her gün otobüs beklediğim durak, bana ne güzel anlar armağan ediyorsun.

***Durak Hikâyeleri'nin önceki bölümlerini okumak istersen TIKlayabilirsin.***

Neşeli sevgilerle.
İçimdeki hikâye anlatıcısı aktardı!

8 yorum:

  1. Çok güzel bir durak hikayesi olmuş bugünün anısına.Farklı kültürden de olunsa ortada buluşmak en güzeli. Kaleminize sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler :) "Buluşmak" pek sevdiğim bir eylem :)

      Sil
  2. Hayat her gün fırsatlarla çıkmıyor karşımıza... Geldi mi geri çevirmemeli...O anın tadını çıkarmalı... yaşamak şimdi ve burda...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, dediğin gibi, "yaşamak şimdi ve burada" düşüncesi benimsendiğinde daha başka, daha güzel hayat :)

      Sil
  3. Likya Yolu daha proje yarışmasını kazandığında aklımı başımdan almıştı. Tabii ki gidemedim hiç ama geçen senelerde en azından bir patikasında yürüyüp mutlu olmuştum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Projenin oluşum aşaması hakkında maalesef bir bilgim yok, ama bu yorum sayesinde merak ettim, araştıracağım :) Güzel ve etkileyici bir coğrafya; yine de bir ucundan deneyimlenmesi şahane :) Neşeli sevgilerle :)

      Sil
  4. sen sevdin bu durağıııı hihihi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir de alışıyorum :) Yazmak sürprizli bir oyun; bu hikâyelerde ne çıkacağını ben de bilmiyorum, onlar geliyor, ben şaşırıyorum.

      Sil