21 Mayıs 2018 Pazartesi

65 Yazar+Kitap#1: Garipler Sokağı / Oktay Akbal


Oktay Akbal, yitirdiğimiz yazarlardan. İsmini elbette çok kez duymuştum, ancak hiç okumamıştım. Yazdığı ilk romanı, onunla tanıştığım eseri oldu: "Garipler Sokağı". 

Capcanlı insanlarıyla bir sokak düşün, sen de bir anda o sokakta yaşayan insanlardan biri oluyorsun. Yazarın cümleleri yolunu kaybetmiş bir şiiri anımsatıyor. Böyle bir ritime tasvirler pek yakışıyor. Bu, salt biçim anlatımı değil, insanları anlatıyor Akbal. Mesela Selma'dan öyle bahsediyor ki belki onu kanlı canlı bir kadın olarak canlandıramayacaksın, ama onun ne istediğini ve hissettiğini anlayacaksın.

Salih adında genç bir adam bir sebepten ötürü yaşadığı muhiti, sahip olduğu olanaklarla birlikte geride bırakıyor ve şehrin kenar mahallelerinden birinde, adı Garipler olan bir sokağa yerleşiyor. Yabancısı olduğu bu sokak ve sakinlerini önce uzaktan incelerken zamanla onları kendine yakın bulmaya başlıyor. Bu arada biz de sokakta yaşayanlar hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Zülfü'nün kahvesindeki gramafondan şarkılar, türküler dinlerken bekçinin sözlerine kulak veriyoruz. Pek çok karakter gelip geçiyor sayfa denilen kitap denizinden. Her birine selam verip Akbal'ın zihninde akıyoruz. 

Garipler Sokağı'nda birçok hanenin kapısını tıklatıp, onların yaşantılarına konuk olduğumuz gibi varlıklı ve yoksul kıyaslamasını da oldukça gerçekçi okuyoruz. Yoksulun gözünden varlıklı da resmediliyor, varlıklının gözünden yoksul da.

un kurabiyeleri
"Salih onları uzun uzun seyretti. Bu çıplak ayaklı, yırtık pantolonlu, bol küfürlü çocuklar nerden çıkmışlardı? Bunlar nasıl yaşarlar, nasıl büyürlerdi? Şehrin el değimemiş bir yerinde olduğunu anlamıştı. Bu mahallede kimsenin bilmediği, tanımadığı insanlar yaşıyordu. Bunlar her yerde görülen, fakat önem verilmeden geçilen basit insanlardı."
 
"Ne okul gördüler, ne kitap bildiler. Kuşa taş atmasını, dayak yemesini, tekme savurmasını, erik, kayısı çalmasını, hayatla boğuşmasını, geceleri yangın yeri çukurlarında kadın-erkek farklarını öğreniverdiler."

"(Postacı) Zarfların üstüne baktı; hepsi de mezarlığın öte tarafındaki, yangın yerinden sonra başlayan büyük apartmanların, güzel evlerin, temiz giyinen insanların mahallesine aitti. Bunların mektupları da kendileri gibi. Yazıları daha güzel, isimleri bile başka. Şu yüksek bir memurun, şu yargıcın, öteki tanıdığı bir doktor, bir tüccar... Şu güzel zarf müfettişin kızına ait, içinde kimbilir ne güzel laflar yan yana sıralanmıştır. Şimdi hepsini sahiplerine vermeli. Yalnız Garipler ile o bol apartmanlı mahalle arasında öyle büyük farklar var ki!.. Orada, postacının ödevi kapıları çalıp mektupları bırakmaktan ibarettir. Tek laf söylemeden, konuşmadan, hatır gönül sormadan; sadece 'posta' deyip mektubu verecektir. Kapıyı açan kimse, yüzüne bile bakmadan, elini uzatıp mektubu alacak, kapıyı derhal örtüverecek..."

vedadan merhaba

"'Garipler Sokağı', alaturka bir roman olmaktan uzak. Oktay'ı bir kere Garipler Sokağı'nı Osmanlı gözüyle görmediği, göstermediği için sevmişim, iki kere sağlam ve sıhhatli Türkçesi için... Bu Türkçe çok şeyi kurtarıyor. Oktay, bu insanları seviyor, size de sevdiriyor. Çizdikleri bizim insanlarımızdır..." Atillâ İlhan (arka kapaktan)


Kitabın;
Adı: Garipler Sokağı
Yazarı: Oktay Akbal
Yayınevi: Cumhuriyet Kitapları
Yayın Yılı: 1.Baskı/1950, Varlık; 10. Baskı/Nisan 2009
Grafik Tasarımı: Ahmet Sungur
Kişisel Değerlendirme: 6/10

Erişilebilir Meydan Okuma: 65 Yazar+Kitap (Tıkla, beraber okuyalım :)

Meydan okumayı tamamlamama 64 kitap kaldı.
(500Kitap#4)


sana1soru: insan neden birini küçümser ya da diğerini büyük görür?

Neşeli sevgilerle :)
İçimdeki cümle gezgini aktardı!

2 yorum:

  1. Adini cok duydugum bir yazar .Bu kitabi Türkiye ye gidince almak istiyordum .
    Paylaşım için teşekkürler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece görülen değil, aynı zamanda dinlenebilen biri dili var yazarın. Yorumun için ben teşekkür ederim :)

      Sil