18 Ocak 2020 Cumartesi

Bir Kaplumbağa Neden Türkçe Konuşur? #Öykü


Soğuk kış günlerinde poşette kalmış yalnız pirinçleri anaçlıkla saran lahanalar, mevsimi geçmiş salatalıkla yapılan cacıkla birlikte öylesine bir kargaşa ve temaşayla boğazımdan kayarak mideme indi ki han yolcularından ziyade hane sahipleri gibi oturup kaldılar içimde. Çıkıp yürümek, biraz olsun rahatlamak istedim.
****
Kaldırımları parke taşlarıyla döşüyorlardı eskiden. Şimdi kalıba beton döküyorlar, sonra da ızgarayla bastırıp 'kaldırım deseni' yapıyorlar. Eskisi gibi, ama değil. Kimse de umursamıyor, muhtemelen fark etmiyorlar bile. Hızla geçiyorlar, haşırt diye yırtıyorlar zamanı.
***
Kaldırımın orta yerindeki direğe yaslanırken (bir kaldırıma neden direk konduğunu sorgulamadım. çünkü kaldırımlar yaya yolları olmaktan öte birer vitrindir. aydınlatma ve telefon direkleri, duraklar, çöp kutuları, internet panoları, masalar, sandalyeler ve reklam tabelalarının sergilendiği bu vitrinler fırsat buldukça insanlara da hizmet eder) bir kaplumbağanın, çöp kutusunun ayaklarına sürtünerek gelmekte olduğunu gördüm. Hayvan fotoğrafları çekmeyi seviyordum. Kaplumbağanın çöp kutusuyla birlikte fotoğrafını çekmek için eğildim, böylece biraz da eleştirel bir fotoğraf olabilirdi. Anı saptamak üzere ekrana dokunduğumda başım döndü, elim titredi, telefonu düşmekten son anda kurtardım. Dünya durdu. Bir kaplumbağa Türkçe konuşabilir miydi? Tabii ki takıldığım kısım Türkçe konuşması değildi, bir kaplumbağanın bir dili konuşması tuhaftı, gerçi Kaplumbağaca gibi bir dil elbette olabilirdi, ama bunu nasıl bilebilirdim. Nereden gelip nereye gittiği hakkında hiçbir fikrimin olmadığı bu kaplumbağa, halimi hatrımı sorduktan sonra benimle dertleşmek istediğini söyleyerek söze başladı. "Kaldırımları parke taşlarıyla döşüyorlardı eskiden. Şimdi kalıba beton döküyorlar, sonra da ızgarayla bastırıp 'kaldırım deseni' yapıyorlar. Eskisi gibi ama değil. Kimse de umursamıyor, muhtemelen fark etmiyorlar bile. Hızla geçiyorlar, haşırt diye yırtıyorlar zamanı." dedi. Donup kaldım. Ellerim buz tuttu. Bir kaplumbağa ile aynı şeyleri düşünüyor olabilir miydik? Bir rüyada olmalıydım. Ağır ve karanlık bir kabustu bu. Samanlıkta iğne arar gibi içimde bir yerde sesimi aradım ve tekrar yalnızlaşan pirinç tanelerinin arasında buldum. Kekeleyerek bir "Neden?" savurdum. "Neden mi? Neden olacak, parke taşları arasında çıkan otları yiyordum, artık karnımı doyurmak için epey yol almam gerekiyor." diye cevap verdi.
**
Göz bebeğimi saran et parçası ani bir hareketle açıldı ve salonun çiğ beyaz ışığı bütün karanlığımı paramparça etti. Bedenim hâlâ uyanmadığından kapıya neredeyse sürünerek gittim. Çelik bariyeri açtığımda, elinde bir kutuyla bekleyen sevgilimi gördüm. "Sürpriz! Sana su kaplumbağası aldım. Hayatına renk getirecek!" Bu kabusun daha fazla devam etmesine izin veremezdim. Kapıyı sert bir şekilde sevgilimin yüzüne çarptım. Bir kaplumbağayla daha Türkçe konuşamazdım. Evet, onunla başka bir dilde de konuşmaya hazır değildim.  
*
Eşlerin yarıştığı bir televizyon programında aşk hikâyemizi anlatan sevgilim, su kaplumbağası getirdiği ve benim de kapıyı yüzüne kapattığım o gün, aslında evlenme teklifi etmeyi düşündüğünü, evlendiğimizden bir yıl sonra, yani bugün itiraf etti. Bir kabus bizim ayrılmamıza neden oldu ve ben onsuz geçen on sekiz ayda neler yaşadığımı ona asla anlatamam.


bu:senin)sorun(mutluşka: 
Hayatta en büyük pişmanlığın nedir?

Neşeli sevgilerle,
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

12 yorum:

  1. Yaaa bu gerçek miydi şimdi? Öyleyse çok şaşırdım. Değilse de güzel bir hikaye. Gerçekse nahoş bir anı tabi ama her halükarda yazım diliniz çok hoş. Zaten böyle masalımsı anlatımları seviyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Gerçek değildi elbette :) Kaplumbağalarla konuşabiliyor olsak hayat sanki biraz korkutucu olurdu; nedense böyle hissettim :) Yazım diliyle ilgili söylediğin için çok mutlu oldum :)) Teşekkürler, iyi ki varsın :)

      Sil
  2. Çok güzel bir içerik olmuş, emeğinize sağlık.

    YanıtlayınSil
  3. komikli öykü olmuş. kaplumbağa, iyi düşünmüşsün. bak bu öykün, daha önce yazdıklarından daha bütünlüklü olmuş. eski yazdıkların daha dağınıktı ya. burda, dağıtmadan, konuyu sonuna dek götürebilmişsin. başı sonu var, anlaşılabiliyor, veriii goood :) pişmanlık ne yaa. bu tatliş hayatta hiçbişiye pişman olunmaz yaniiii :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Dağınıklık demek ben demek :) Ne yani, önceki yazdıklarım anlaşılamıyor muydu :)) Bu yorumu senden almak benim için önemli, teşekkürler :)

      Sil
    2. yok yok yaa anlaşılmaz demedi been :) sadece bi yazının içinde daldan dala atlıyon ya onu diyom. tarzın bu senin. yakışıyo ki zaten sanağğ :) bu yazında tek bir konu var ya onu dedim, başı sonu var, sonu da güzel bağlanmış. üstelik de kısa. kısa olması bencesii önemli. kısa yazıda anlatmak daha zor. ama iyi dramdı bu öykün:) olumsuz anlamda demedim dağınık diye. senin yöntem işte, bilinç akışı. edebiyatta marcel proust un en iyi uyguladığı yöntem. bilinç aksa bile bak bu öyküde frenlemişsin iyi olmuş işteeğğğ :)

      Sil
    3. Bunu yaşıyorum bazen. Bir şey yapıyorum (yazıyorum ya da konuşuyorum); sonra birisi gelip "sen aslında şunu yapıyorsun" deyip bir çerçeveye sokuyor. Bilmeyince ben, böyle oluyor işte :)

      Sil
  4. Gerçek değildir dedim ama gerçek olsa ne ilginç olurdu ve sonrasında komik :)) Hep böyle yaz neşeli :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Düşünerek, planlayarak yazmaya başlamıyorum. Bir anda oluyor, bir anda geliyor. Ben de hep böyle neşeli yazabilmeyi isterim açıkçası :)) Teşekkürler :)

      Sil
  5. baştan sona anlatımın çok hoş bayıldım yaa bir an gerçek mi acaba diye düşündüm ama hikaye olduğunu anladım sonraa :)

    YanıtlayınSil