15 Ocak 2020 Çarşamba

İkinci Hafta Nasıl Geçti? #Kitap #Film #MutluAnlar


Hoşça kal 2020'nin ikinci haftası; sen de diğerleri gibi gittin, hatta bittin.
****
İki haftada iki kitap, sekiz film. Seneye iyi başladığımı söyleyebilirim, dilerim devamı gelir. İzlenmeyi bekleyen onca film, okunmayı bekleyen onca kitap ve dergi, dinlenmeyi bekleyen onca albüm... İşleri güçleri yok da beni bekliyorlar; durup dururken kendini beğenmişlik yapıyorum ya da kendimi beğenmişlik yapıyorum, olacak şey değil.
***
#KİTAP: Bu hafta bir kitap okudum. Hakan Bıçakcı'nın romanı; "Uyku Sersemi". Yazarla ilk defa buluşuyoruz, okumayı sevdim. Kitap üç ana bölümden oluşuyor, toplam yirmi beş dilim var. Anlatım güzelliğiyle birlikte bu açıdan da okunması zevkli ve rahat bir kitap. İstanbul'un zamana meydan okuyan pastaneleri, sinemaları, pasajları, kitapçıları... Bütün bunlara yer veren bir şehir rehberi hazırlamaya koyulan Kahraman Kara adında genç bir yazarın kendi, çevresi ve İstanbul ile ilişkisini ele alan Uyku Sersemi'nde, okuduğum kitaplarda pek rastlamadığım bir anlatım tekniği gördüm. Bir dilim öylece geçilemiyor, bahsedilen bazı şeyler ilerleyen sayfalarda da okurun karşısına sıklıkla çıkıyor. Bu bazen bir vinç, bazen bir komşu tabağı oluyor. Böylece yazıda akarken bir kenara savrulup yitip gitmek mümkün değil, zihin dağılmıyor, sürekli bağlantı halinde kalınıyor. Peki, böyle bir şehir rehberinde yıllarca ayakta kalabilen kaç işletme bulunabilir? Üstelik bu şehir İstanbul ise! Uyku Sersemi, kaybolmakta olan bir şehri, bugünün gerçeklikleriyle irdeleyen bir roman.
(Uyku Sersemi, Hakan Bıçakcı, İletişim Yayınları, 2017)
**
#FİLM: Bu hafta dört film izledim. İlki, "Çiçero". Başrollerinde Erdal Beşikçioğlu ve Burcu Biricik oynuyor. Görmesem birlikte hayal etmeyeceğim bir kompozisyon olmasına rağmen gayet iyi bir çiftti. Zaten iki oyuncu da bireysel olarak şahane performanslar sergiliyor. İlyas Bazna (Beşikçioğlu) ya da "Çiçero" lakabıyla bilinen casusun yaşamı üzerinden II. Dünya Savaşı'na doğru Türkiye ve dünyanın halinden bir kesit sunan filmin sonunda seyirci bir sürprizle karşılaşıyor. Ne olduğunu söylemeyeyim. Haftanın ikinci filmi bir animasyon; "Zootropolis: Hayvanlar Şehri". "Pes etme, başarabilirsin." temalı filmin başrollerini bir tavşan ve bir tilki üstleniyor. Çocukluğundan beri polis olmayı hayal eden tavşan, her şeye rağmen bunu başarır ve görev yerine atanır. Biriminin en küçük üyesi olan tavşana amiri de pek yüz vermez ve onu trafikte ceza yazmak üzere görevlendirir. Polis tavşan bu sırada tilkiyle karşılaşır ve kurdukları ilişki zaman içerisinde başka bir hâl alır. Peki, şehirdeki birçok hayvan neden kayboldu? Acaba şehir tehdit altında mı? (Not: Tembel hayvan sahneleri çok tatlıydı!) Haftanın üçüncü filmi epey eski tarihli bir yapım; "Maske". Jim Carrey'nin canlandırdığı Stanley Ipkiss bir gün denizde bir maske bulur ve bu maskeyi yüzüne geçirdiği zaman yeşil yüzlü, çatlak bir süper kahramana dönüşür. Maske, bilgisayar efektlerinin yoğun ve abartılı kullanıldığı bir film; fakat buna rağmen gözle görülen gerçek dışılık kendini seyrettirmeyi başarıyor. Film, hem fantastik hem suç hem de romantik unsurlar içeriyor. Bu hafta, izlemekten en çok keyif aldığım yapımdı. Haftanın dördüncü ve son filmiyse "Yok Artık". Öyle bir film ki yıldızlar karması gibi: Erkan Kolçak Köstendil, Şebnem Bozoklu, Demet Evgar, Necip Memili, Serkan Keskin, Algı Eke, Çağlar Çorumlu...  Elindeki bastonuyla meddahlık geleneğine selam duran taksi şoförü Fikret'in (Köstendil), başından geçen bir günü dört farklı hikayeyle anlatmasıyla aslında dört farklı bölümden oluşan film, sürekli "yok artık" dedirtiyor ve sanırım bu nedenle iyi oyuncuların iyi oyunculukları olsa da beklentimin oldukça altında kalıyor.

Çiçero
Yönetmen: Serdar Akar; Senaryo: Gürkan Tanyaş
Türkiye, 2019, 126 Dakika
Puanım; 3/5

Zootropolis: Hayvanlar Şehri (Zootopia)
Yönetmen: Byron Howard, Rich Moore; Senaryo: Jared Bush, Phil Johnston
ABD, 2016, 108 Dakika
Puanım; 3/5

Maske (The Mask)
Yönetmen: Chuck Russell; Senaryo: Michael Fallon, Mark Verheiden
ABD, 1994, 101 Dakika
Puanım; 4/5

Yok Artık!
Yönetmen: Caner Özyurtlu; Senaryo: Serkan Altuniğne
Türkiye, 2015, 99 Dakika
Puanım; 2/5

*
#MUTLU ANLAR: Bir görme engelliyle birlikte hiç sokakta yürüdün mü mutluşka? Bu hafta böyle bir deneyimim oldu ve bu kısa yürüyüşün hayatıma değer kattığını hissediyorum. Elbette gözleri görmeyen birini bu kadarlık bir süreçte tam anlamıyla anlayamam; ancak empatinin kapısını araladığıma inanıyorum. Daha önce de görme engelli bireylerle etkileşimim olmuştu, fakat aradan çok zaman geçtiğini bu denli fark etmemiştim. Toplumda birlikte yaşıyoruz ve daha çok bir arada olmalıyız.


bu:senin)sorun(mutluşka: 
Kendini yalnız hissettiğinde ne yaparsın?

Neşeli sevgilerle,
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

16 yorum:

  1. mütemadiyen kendimi yalnız hissederim ama bu konuda ne yaptığım hakkında en ufak bir fikrim yok. sanırım bir şeyler yazıyorum o anlarda veya en yakın hissettiğim kişilerle havadan sudan sohbet ediyorum. bu soruya senin cevabın ne merak ediyorum :) iki haftada bu kadar kitap film iyi bir başlangıç olmuş bence de bu arada ve son söylediklerine katılıyorum :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kendimi yalnız hissettiğimde ne yaparım? Yalnızlığı fiziksel bir şey olarak görmüyorum, daha çok ruhsal bir durum. Çoğu zaman yalnız hissettiğimde kendimi meşgul edecek bir şey bulurum. Yazmak, fotoğraf çekmek, müzik... Ama bazen çok sert oluyor, özellikle ev gibi kapalı bir mekandaysam kendimi sokağa atıyorum ve kilometrelerce yürüyorum. Bu süreçte bedenim yoruluyor, zihnim fazlalıklarından kurtuluyor ve dinginleşiyorum, açılıyorum. Öyle yazdım ki sanki yalnızlık benim için bunalımla eş değer; aslında hayır. Zaten öyle olsa yaşamak da pek mümkün olmazdı sanırım. Galiba yalnızlıkla ilişkim gelişkin. Soruya benim cevabım böyle olabilir :)

      Sil
  2. Mutluşka :)) Sevdim bunu :) Kendimi yalnız hissettiğimde yalnız kalmaya devam ederek bir şeyler yaparım. Film izlerim genelde. Dışarıdaysam müzik dinlerim. Dışarıyı izlerim. Zaten herkes yalnız değil mi bir anlamda. Hem bence önemli olan yalnız olduğunun bilincinde olmak ve kendinle vakit geçirmekten hoşlanmak. Duygusal anlamda yıpratan bir yalnızlık hissi de var bu doğru. Ama ne yapalım yani. İnsanlar daha çok hayal kırıklığına uğratıyor kimi zaman. O yüzden yalnızlığı tercih ederim :) Yıla da güzel başlamışsın :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de sevdim :) Ekim ayında yazdığım "Mutluşka Ben Geldim" başlıklı yazıda sözcüğü şöyle tanımlamıştım: "(Mutluşka) İç içe geçen matruşka bebeklerden esinlenerek; mutluluğu dışarıda değil de içinde, ruhunun sonsuz derinliklerinde arayan insanları tanımlıyor. Yani yazanlardan, çizenlerden, resimleyenlerden, fotoğraf çekenlerden, dans edenlerden, taş yontanlardan; düşünerek ve hissederek üretenlerden söz ediyorum." Galiba kendimden alıntı yaparak ilk kez bir yorum cevaplıyorum :) Yalnızlık, güzel olduğu kadar gerekli; ama insana da ihtiyaç duyar insan :)

      Sil
  3. Gerçekten hızlı başlamışsın, ben kendimi düşününce seni tebrik ediyorum :)
    Birlikte sokakta yürümedim ama aynı sınıfta okudum 3 yıl. Değişik bir deneyimdi. Lise 1 de sınıfımızda ilk defa görme engelli bir kız arkadaş tanımıştım. Okulumuzun her sınıfta bir görme engelli öğrenci okutma uygulaması vardı. İlk olarak Braille Alfabesini o zaman görmüştüm. Ayrıca tüm görme engelli arakadaşların sesleri inanılmaz güzeldi ve kulaklarımızın pasını silerlerdi fırsat buldukça :)
    Kendimi yanlız hissettiğimde yanlız kalabilme şansım olmadığından yada bunun için üzülecek, çare arayacak zamanım olmadığından, günlük işlerime devam eder, içime gömer, yokmuş gibi yaparım :((

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. O zaman ben de teşekkür ediyorum :) Güzel bir uygulama galiba, diğer öğrencilerde farkındalık yarattığına inanıyorum. Herhangi bir şey için "yokmuş gibi yapmak" kısa vadede çözüm olsa da uzun vadede çok da işe yarar bir şey değil sanırım, en azından benim için:)

      Sil
  4. Yok artık filmini sevmiştim ben, dediğin gibi ünlüler geçidi gibi.. Kısa kısa ama eğlenceli hikayeler..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Belki bana üst üste biraz yorucu geldi. Yoksa hikâyeler izlenebilir durumda tabii, üstelik oyuncular da çok iyi. Filmi dört günde bitirsem belki bir puan daha verebilirdim :)

      Sil
  5. Bravo tebrik ederim valla 2 haftada 2 kitap 8 film çok iyi..Yıla iyi giriş yapmışsın.
    Uyku Sersemi'ni okumadım konusu itibariyle bir şans verebilirim..
    Çicero'yu sevmiştim.
    Görme engelli biri ile yürümek ve zaman geçirmek eminim ki farklı bir açılım ve empati oluşturmuştur.
    Ben de bu hafta tekerlekli sandalyedeki bir genç arkadaşla ve 13 kez girmek zorunda olduğu ameliyatlar ile ilgili bir sohbet yaptim ve etkilendim doğrusu..
    Son sorunun cevabı; kendimi yalnız hissettiğimde Rap müzik dinliyorum çok iyi geliyor 😊😘

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Bu tür deneyimler biraz da kendimizin ve yaşadıklarımızın (yaşayabildiklerimizin) farkına varmamızı sağlıyor. Bu açıdan çok önemsiyorum :) Yalnızlık konusunda ilginç bir cevap oldu; belki de "müzik dinlerim" yerine daha detaylı bir cevap verdiğin için bana öyle geldi :)

      Sil
  6. uyku serseminin içeriği iyimiş. zootropolis çok severim, zaten anime ne bulursam izliyom. maske eğlenceli. yok artık ın kadrosu iyimiş aklımda olsun. engellilerle iletişim iyi bişi tabii. yalnız hissetmek, bilemedim. hiç hissetmem yani, yalnız yaşadığım halde.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Geçenlerde bir yazında okumuştum, ama tarihi tam olarak hatırlamıyorum. 2011'de blog yazmaya başlamıştın sanırım. En azından benim gördüğüm süreçte, buraya çok ciddi zaman ayırıyorsun. Acaba burası ve bu yorumlaşmalar senin yalnızlık hissetmemeni sağlıyor olabilir mi? Mesela blog öncesi dönemde de böyle miydi yalnızlıkla ilgili düşüncen?

      Sil
    2. ultraviolet adlı suç dizisini izliyodum şimdi. bu arada, the blacklist de formda gidiyo, ama ara verdi, marta dek :) bloga genelde geceleri giriyom, yaklaşık 1.5 saat duruyom. yazmak yarım saat, okumak da bir saat felansı işte. yok aynı şey benim için. ilgi alanlarım belli, evdeyken yani. yabancı dil kitap müzik sinema. iş dışında da dışarıda genelde resim sergileri, konser, tiyatro filan işte. gezmek bi de tabisideki. blog olmasaydı, günlük ve anı defterlerim var zaten. liseden buyana günlük defterlerim anı defterlerim var. geceleri blogdan sonra uyku öncesi yazarım. blog olmasaydı yine günlük ve anı olurdu. sinema defterleri, öykü defterleri. yani bişi değişmez benim için. yalnızlık hissetmeye hiç zamanım olmadı ki. zaten hep eğitim hayatı oldu. farklı şehirlerde. bi yerde duramadım. izmir ankara amerika istanbul. üni, yüksek ve diğer eğitimler de bitince şimdi zaten iki işte birden çalışıyom. ikisi de ingilizce işte. sözlü yazılı çeviri, ingilizce dersleri. yalnız hissetmeye zaman olmuyor. belki bol hayalcilikten de geliyo. işkolikim bi de yani. iş eğitim kültür sanat. insanlara zaman kalmıyor. ailemi bile zor görüyorum. hayat ne güzel ama işteeee :) insanlardan çok onların ürünleri ile ilgilenmekten insanlara zaman mı kalıyor ayolcum yaaa :)

      Sil
    3. Dediğin diziyi bilmiyorum. The Blacklist'te yayınlanan tüm bölümleri izledim, bekliyorum öyle. Okuyunca güzel bir hayatın var bence :) Minik bir deeptone otobiyografisi gibi oldu :)

      Sil
  7. blogumda, film başlığında, en iyi filmler listelerim var, izlediklerim arasından seçtiklerimden yani, ayrıca, seçme filmler listelerim de var. bir de şimdi, en sevdiğim filmler listelerine başladım, o da var iştee. istediğin zaman onlardan seçersin film yaniiii :)

    YanıtlayınSil