14 Mart 2020 Cumartesi

İki Köpek, Müzik ve Kahve #Öykü


İki köpek, aniden bastıran yağmurdan kaçmak için kitapların mabedine doğru gelirken, öndekinin arka ayağının aksadığını fark ettim. Neden ve ne zaman olmuştu, bilmiyorum; zaten artık onları görmüyorum.
****
"Gözden ırak olan gönülden de ırak olur." derler. Öyle mi sahiden? Ne yani, köpekleri görmüyorum diye, onların hâlâ ıslanıp ıslanmadıklarını düşünerek dertlenemez miyim? Gün ortasına iki saat kalmış bir anda umursayacak başka bir konu yok mu? Soru işareti neden böyle eğilip bükülmüş? İnsan da bu iz gibi, bazı şeyleri sorarken eğilip bükülüyor. Kolay değil, birine "Seni sevebilir miyim?" diyebilmek.
***
Yalnızca birkaç saniye gördüğüm iki köpek, sabahın öğleye bakan yüzünde, böyle bir karamsarlığa nasıl yol açabiliyor? Yoksa bunun sebebi köpekler olmayabilir mi? Köpeklerden biri karaydı ve karamsarlıkla eşlenir genellikle bu renk. Belki de bu algıdır karamsarlığımın nedeni. Oysa ben ne çok severim siyahı ve ona da ne çok yakışmıştı.
**
Kim üzmüş bulutları; yine içli içli ağlıyorlar. Belki de iki köpeği ıslattılar diye kendi hallerine ağlıyorlar. 
*
Bir sabah vakti yağmur, iki köpek, müzik, kahve, o ve ben bir öykünün daha sonuna geldik. İyi okumalar.


buseninsorunmutluşka:)
Çevrende gördüğün bir nesneyi konuşturabilsen sana ne derdi?

Neşeli sevgilerle,
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

8 Mart 2020 Pazar

Aşk Neden Yontulur? #Öykü

 

Gökyüzü maviydi; bulutlar beyaz. Ağaç, verdiği sürgünlerle yeni baharı karşılıyordu. Bakışları derindi. Bakışları gerçekti. Bakışları içtendi. Martın kafası karışıktı; dün delicesine yağmur yağarken bugün güneş açmıştı. Bakışları diyordum, bakışları, sahi ne güzel bakıyordu.
     ****
Uyku düzenim bozulmuş, geceleri aniden kalkar olmuştum. Biraz kitap okuyup sonra yine uykuya dalıyordum. Sabah uyandığımda, parmaklarımın ucuyla perdeyi hafifçe aralıyor, başlayan günün nasıl geçeceğini hissetmeye çalışıyordum. Yağmur yağıyordu, çiçekler açıyordu. Güneş çıkıyordu, çiçekler açıyordu. Rüzgâr esiyordu, çiçekler açıyordu. Hava, kılıktan kılığa giren bir tiyatro sanatçısı gibi kendi içinde dönüşüyor, bense büyük bir coşkuyla ayağa kakıp alkışlıyordum.
     ***
Gözleri, yüzündeki çukurlara düşmüş iki kedi yavrusu gibiydi. Öylesine uzak ve öylesine yakındı. Ne gelip geçenlere söyleyebilirdim, ne de itfaiyeyi arayabilirdim. Bakışları derindi. Korkardım tek başıma inmeye, cesaret edemezdim. Bakışları gerçekti. Bacaklarıma dolanıyordu kediler, kucağıma alıp okşayamıyordum. Bakışları içtendi. Dışarıdaydım ve görmüyordu.
     **
Saatlerdir başında olduğum kaide, bir ağacı mı taşıyordu, yoksa bir hayali mi? Omuzlarında duran, gökyüzü olabilir mi? Saçları, gece uyanan güneş gibi. Hiçbir yıldızı görmüyor gözüm. Dalların müjdelediği bahar gibi. Kediler; onun kedileri. 
     *
Bakışları derindi. Bakışları gerçekti. Bakışları içtendi. Ağacın üstünde, yonta yonta, ona doğuyordum. Ondan eksilenlerle oynayan iki kedi, galiba onu bekliyordu. Benim gibi.


buseninsorunmutluşka:)
Seni yazmaya iten en güçlü duygu hangisi?

Neşeli sevgilerle,
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

4 Mart 2020 Çarşamba

Dokuzuncu Hafta Nasıl Geçti? #Film

 

Canım mutluşka. Bu ara epey boşladım blog mahallemizi. Tek yapabildiğim, yakaladığım ritmi bozmamak. En azından çarşamba ve cumartesi günleri yazmaya ve paylaşmaya devam ediyorum.
****
Senenin ilk iki ayı bitti. Benim için sıradan, dünyamız için son derece sıra dışı. Acaba, şu hafif sağa yatık cümleyi sarf edebilmek mümkün mü? İmkânı var mı ülkemizde ve dünyamızda bunca kötü olay yaşanırken duyarsız kalabilmek; acıyı hissetmemek ihtimali söz konusu olabilir mi? Asla.
***
Zaman geçiyor. Buna müdahale etmek gibi bir durum söz konusu değil. Mesela, şu paragrafın peşine düştüğümde saat 22.30'du, şimdi 22.31. Birazdan 22.32 olacak. Böylece büyüdük hepimiz. Dünyanın belleğine nice kötülük tutunmuşken biz ne yapacağız? Yine de arayacağız ve bulacağız hayatın iyi yanlarını. Umudumuzu kaybetmeyeceğiz ve aldığımız nefesin hakkını vereceğiz. Öyle, değil mi canım mutluşka?
**
Bu hafta bir film izledim. 

Okul Çıkışı (L'Heure de La Sortie)
Yönetmen: Sébastien Marnier; Senaryo: Séebastien Marnier, Elise Griffon
Fransa, 2018, 103 Dakika
Puanım; 4/5

Okul Çıkışı; adından da belli, bir okul filmi. Ama arka planda sorguladığı pek çok konu var. Bu açıdan "okul" kavramını genişçe ele alabiliriz. Yeri gelir bir film de düşündürdükleriyle bir okula dönüşür seyirci için. Benim seyir geçmişim bakımından sıradanın ötesinde ve değer itibariyle de ortanın üstü. Bir öğretmen ders verdiği sınıfta pencereden atlayarak intihar eder. Onun yerine Kafka üzerine tez hazırlayan bir "yedek öğretmen" gelir. Sınıfın öğrenci kitlesi üstün zekâlılardan oluşur; ama içlerinde bir grup var ki bunlar geri kalanından da biraz farklıdır. Gizemin ağır bastığı filmde, sahneler akarken "Acaba ne olacak?" sorusu sürekli zihin uçlarımda patlıyordu ve arada ekrana düşen görüntüler -aslında hayatımızın gerçekleri- ruhumu yaralamakla kalmıyor, aynı zamanda düşünce evrenimde de fırtınalar estiriyordu. Bazen bildiğin halde görmediğin şeyler o kadar da rahatsız edici değildir. İşte bu film gösteriyor, en azından bazılarını.
*
İnsanlarla geçinmek zor; belki de bunun için yazmak biraz yalnızın işi.


buseninsorunmutluşka:)
En sevdiğin yeniden yorumlama şarkı hangisi?

Neşeli sevgilerle,
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu