30 Temmuz 2020 Perşembe

Hekimoğlu #Dizi


Hekimoğlu'nu seyrettin mi? Geçen sezon Kanal D'de başlayan ve "House" dizisinin uyarlaması olan yapım, virüs salgını nedeniyle 14. bölümde ilk sezonunu tamamladı. Orijinaline bakmadım, ama bizdeki yorumunun oldukça iyi olduğunu düşünüyorum. Başlamadan önce tanıtımlarıyla ilgimi çekse de yıl içinde seyretmediğim Hekimoğlu'na geçen hafta yoğun zaman ayırdım.
****
Sherlock Holmes, eğer bir doktora dönüşseydi muhtemelen Dr. House, bizdeki hâliyle Ateş Hekimoğlu ortaya çıkardı. Hastalıkları soruşturma şekli, Sherlock Holmes ve onun ilintili düşünce yolculuğunu çağrıştırıyor. Dizide buna göndermede bulunuluyor. Ateş Hekimoğlu'nun ev numarası 221B. Sherlock Holmes'e mektup yazmak istersen de buna ihtiyacın olacak. Tabii onda "Baker Street"i de eklemende fayda var. Yerli Dr. House, tıbbi tanı departmanındaki takımıyla birlikte hastalıkları araştırırken "olay yeri inceleme", "saksı zamanı" gibi sözler kullanıyor. Tıbbın polisiyesi. Sherlock gibi o da keman çalsa iyice bütünleşebilirdi, ama senaryoda bu da atlanmamış tabii. Ateş Hekimoğlu, gitara düşkün.
***
Timuçin Esen, "Doç. Dr. Ateş Hekimoğlu" rolünde oldukça iyi iş çıkarıyor. Okan Yalabık ve Ebru Özkan da rollerine cuk oturuyor. Özellikle Okan Yalabık'ı epeydir görmediğimi fark ettim, özlemişim. İzlediğim bazı videolara göre Hekimoğlu ile Dr. House arasında aslı gibi çekilen sahneler var. Ancak Türkiye'deki dizi süreleri nedeniyle tam bir yansıtma söz konusu olamaz. Bir de meselenin yerlileştirilmesi var ki uyarlama işlerde önem kazanıyor. Diziden genel olarak keyif aldım.
**
Hekimoğlu, sürekli dizi üretilen sektörde sıyrılacak kalitede işlerden. Sağlıkla içli dışlı olduğumuz son aylarda, sağlık çalışanlarının değerli çabaları konusunda hem fikir olduğumuz için tıp konulu dizilere önümüzdeki süreçte biraz daha ilgi duyabiliriz. Zaten iki iyi iş (diğeri Mucize Doktor) var, belki artabilir. Mevcut dizilerin de koronavirüs salgınına senaryolarında eğileceğini düşünüyorum. Hekimoğlu son bölümlerinde senaryo içine özellikle el hijyeniyle ilgili parçalar serpiştirmiş.
*
Ateş Hekimoğlu, zor ve sorunlu bir karakter. Eskiden basketbol oynuyormuş, ancak bacağındaki rahatsızlıktan dolayı bırakmış ve artık bastonla yürüyor. Seveni pek yok; fakat işinde gerçekten iyi. Aynı hastanede iki eski arkadaşıyla birlikte çalışıyor. Tıbbi Tanı Departmanı'nın başında. Takımında üç genç doktor bulunuyor. Karakterler yüzeysel değil, her birinin kendi içinde derinliği var. Ateş Hekimoğlu, aynı zamanda Poliklinik'te de hasta kabul ediyor. Bu sahnelerde hem sağlık çalışanlarının yaşadıklarını gözlemleyebiliyoruz hem de hastaların soru ve sorunları üzerinden minik bir "kamu spotu" etkisi de ekrana yansıyor. Dizinin her bölümü sona ererken sağlıkla ilgili dikkat edilmesi gereken bir konu birkaç cümleyle seyirciye sunuluyor; bu genellikle o bölümde işlenen ana konuyla ilgili oluyor. Hekimoğlu, sağlık alanını salt sözde kullanan ama göstermekten kaçınan bir dizi değil. Bu yüzden bazı kişiler için ekrana bakmak bazen zor olabilir. Hekimoğlu, harcanan zamana değer; öneriyorum.


>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

bu senin sorun mutluşka
Hangi mesleği yapamayacağını düşünüyorsun?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

28 Temmuz 2020 Salı

Uçun Kuşlar, Hayat Kısa #Öykü


Masamdaki örtüyü o yanımdayken almıştım. Başka bir temmuz onu benden aldığında ben de oradaydım. İki insanın yan yanayken ayrılması kadar üzücü pek az şey vardır... Epey zaman çekmecede duran bu masa örtüsünden en önemli farkı, artık uzakta yaşaması. Ne elim eline uzanabilir ne de kokusunu içime çekebilirim... Hep ona bir şey yazmamı isterdi, yazmazdım. Seneler sonra, birlikte aldığımız masa örtüsünün üstündeyken kollarım, yazıyorum.
****
Sabahın erken saatlerinde, bisikletime binip kıra çıktığımda, kalbimden geçen tek şey, boş bir piknik masası bulabilmekti. Neyse ki vardı ve güneş göğe yükselene kadar burada oturabilirdim. Çantamdan masa örtümü, kareli defterimi, termosumu ve ondan hatıra kalan kar küresini çıkardım. Mucize gibiydi; kar taneleri bu sıcakta hâlâ formunu koruyordu ve onların arasında iki âşık insan dans ediyordu. Hafifçe esen rüzgâr ağacın konuşmasına vesile olurken kuşlar yaprakların arasında ötüşüyordu. Kalemim kâğıtta kayarken bir kuş kanatlarını açtı ve uçtu.
***
"Zaman geçer, biz büyürüz. Biz büyürüz, dünya döner; dünya döner, biz büyürüz. Hayır, "biz"ler büyürken ben hiç büyüyemedim." Sözcükleri ardı ardına dizmek kolaydı, ama zihnimdekileri bu sözcüklere sığdırabilmek işin belki de en zor yanıydı. Harflerin ortasından ince ve kararlı bir çizgi çekip yeniden başladım.
**
Onunla ilk kez dijitalde karşılaşmıştık. Ne mimiklerimiz ne de ses tonumuz vardı. Soğuk birer fotoğraf karesinden ibarettik ve ormanda fenerlerle dolaşır gibi birbirimizi cümlelerde arıyorduk. Özne ve yüklemin ev sahipliğinde tümleçli misafirliklere gidiyorduk. Bir süre böyle geçti... Buluştuk. Bir insanla onca zaman konuşup yüzünün güldüğü anla çok sonra tanışmak şu kuşun pır diye uçuvermesi kadar büyüleyiciydi.
*
İkimiz de kâğıt ve kalemleri severdik. "Söz uçar, yazı kalır." derler; bıraktığı notlarla unutulmazım oldu. Bir keresinde sevdiğim bir kitabın ilk sayfasına "Senin de bir gün kitabın çıkacak, o gün ben olmasam bile bizi hatırla." yazmıştı. Artık ne zaman kitabımın olmasını hayal etsem onu hatırlıyorum. Bir insan sadece evine, eşyalarına, giysilerine, kitaplarına, yani somut gerçekliklerine değil, aynı zamanda soyut dünyana, yani hayallerine de sinmişse o insan başkadır.  Temmuz bitmeden uçun kuşlar, hayat kısa.*

*Cemal Süreya'nın şiirinden esinlenerek.

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

bu senin sorun mutluşka
Hayatın bir roman olsa ilk cümlesi ne olurdu?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu