28 Temmuz 2020 Salı

Uçun Kuşlar, Hayat Kısa #Öykü


Masamdaki örtüyü o yanımdayken almıştım. Başka bir temmuz onu benden aldığında ben de oradaydım. İki insanın yan yanayken ayrılması kadar üzücü pek az şey vardır... Epey zaman çekmecede duran bu masa örtüsünden en önemli farkı, artık uzakta yaşaması. Ne elim eline uzanabilir ne de kokusunu içime çekebilirim... Hep ona bir şey yazmamı isterdi, yazmazdım. Seneler sonra, birlikte aldığımız masa örtüsünün üstündeyken kollarım, yazıyorum.
****
Sabahın erken saatlerinde, bisikletime binip kıra çıktığımda, kalbimden geçen tek şey, boş bir piknik masası bulabilmekti. Neyse ki vardı ve güneş göğe yükselene kadar burada oturabilirdim. Çantamdan masa örtümü, kareli defterimi, termosumu ve ondan hatıra kalan kar küresini çıkardım. Mucize gibiydi; kar taneleri bu sıcakta hâlâ formunu koruyordu ve onların arasında iki âşık insan dans ediyordu. Hafifçe esen rüzgâr ağacın konuşmasına vesile olurken kuşlar yaprakların arasında ötüşüyordu. Kalemim kâğıtta kayarken bir kuş kanatlarını açtı ve uçtu.
***
"Zaman geçer, biz büyürüz. Biz büyürüz, dünya döner; dünya döner, biz büyürüz. Hayır, "biz"ler büyürken ben hiç büyüyemedim." Sözcükleri ardı ardına dizmek kolaydı, ama zihnimdekileri bu sözcüklere sığdırabilmek işin belki de en zor yanıydı. Harflerin ortasından ince ve kararlı bir çizgi çekip yeniden başladım.
**
Onunla ilk kez dijitalde karşılaşmıştık. Ne mimiklerimiz ne de ses tonumuz vardı. Soğuk birer fotoğraf karesinden ibarettik ve ormanda fenerlerle dolaşır gibi birbirimizi cümlelerde arıyorduk. Özne ve yüklemin ev sahipliğinde tümleçli misafirliklere gidiyorduk. Bir süre böyle geçti... Buluştuk. Bir insanla onca zaman konuşup yüzünün güldüğü anla çok sonra tanışmak şu kuşun pır diye uçuvermesi kadar büyüleyiciydi.
*
İkimiz de kâğıt ve kalemleri severdik. "Söz uçar, yazı kalır." derler; bıraktığı notlarla unutulmazım oldu. Bir keresinde sevdiğim bir kitabın ilk sayfasına "Senin de bir gün kitabın çıkacak, o gün ben olmasam bile bizi hatırla." yazmıştı. Artık ne zaman kitabımın olmasını hayal etsem onu hatırlıyorum. Bir insan sadece evine, eşyalarına, giysilerine, kitaplarına, yani somut gerçekliklerine değil, aynı zamanda soyut dünyana, yani hayallerine de sinmişse o insan başkadır.  Temmuz bitmeden uçun kuşlar, hayat kısa.*

*Cemal Süreya'nın şiirinden esinlenerek.

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

bu senin sorun mutluşka
Hayatın bir roman olsa ilk cümlesi ne olurdu?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

16 yorum:

  1. Bu şiir de bana bir arkadaşımı hatırlatıyor. Lisede mottomuz bu iki dizeydi :) Senin yazılarını bayadır okumuyordum, gerçekten özlediğimi fark ettim şimdi :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Okuması kolay, yaşaması zor dizeler :) Dilerim sen yaşayabiliyorsundur :) Bir süredir yeni içerikler hazırlamıyordum; ben döndüm, sen de ayağının tozuyla geldin, teşekkür ederim :)

      Sil
    2. Biz daha çok umutsuzluklarımıza umut olması için söylerdik, hala da söyleriz. Ha uygulayabiliyor muyum :))

      Sil
    3. Umarım sadece sözde kalmıyordur ve uygulayabiliyorsunuzdur da :)

      Sil
  2. Kalemini ve duyguları aktarma biçimini çok sevdim. Gerçekten çok başarılı..Kuslar uçsun...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, mutlu oldum :) Kuşlar uçsun ve onların pır diye uçuvermeleri gibi büyüleyici zamanlar yaşayalım :)

      Sil
  3. Koskocaman olmamız gerekiyor sanıyoruz ama küçücük ayrıntılarla takılıyoruz yüreklere aslında.

    Şarkı ne güzelmiş.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İki nefes arasında yaşıyoruz ve hayatlarımızdaki çoğu şey fazlalık aslında... Şarkıyı ilk dinlediğimde pek heyecanlandım; güzelliği paylaştım, bir kuşun kanatlarına takılıp başkalarına da konabildi, ne mutlu :)

      Sil
  4. Ne yazarsan okurum ben. Bir kitabın olsa ne güzel olurdu. :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Mutlu olurum :) Bu bir kurmaca öykü tabii, ama benim de hayallerimden biri bir kitap yazmak :)

      Sil
  5. Aslında ne çok anlatılacak şey var ve ne çok anlatmak istiyoruz. Sonra yazarken azalıyor sanki her şey. Sular seller gibi sayfalarca yazılacak şeyleri yazamıyoruz ama okuyan bazen yine de görüyor o sayfalarca yazılabilecek olanı. Ben de okurken öyle bir hisse kapıldım. Sanki çok uzun bir öykü bu ama sadece bir kısmı yazılmış.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunu okuyunca dizi ve film setleri canlandı gözümün önünde. Senaryoya göre bir sahne tasarlanır ve gösterilenin dışında pek çok şey vardır daha. Özellikle kablolar, ışıklar, mikrofonlar, dekorun yarım kalmış yanları vb. Ama kamera ne kadarını isterse biz o kadarını görürüz. Yazı da böyle bir bakıma. Birtakım anlatıcılar anlatıyorlar, ama ne kadarını? Neler eksiliyor, neler çoğalıyor? Hiçbir zaman bilemeyeceğimiz onca soruyla birlikte aslında bütün yazılar.

      Sil
  6. hüzünlü üzücü duygulu anılarmış :) ilk cümle, hayat güzel, olurdu :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. "Anı" yerine "an" demek biraz daha doğru olabilir :) Şu Feriha'nın romanını yazsan da şu ön sözü oraya iliştiriversen :)

      Sil