30 Nisan 2021 Cuma

Herhangi Bir Karakter #Öykü

 

Gözlerimde denizler vardı. Yüzdürecektim gemilerimi. Körfez körfez, koy koy. Derken kuraklık oldu. Oyun bozuldu.

****

Yemyeşil yapraklar açacaktı dallarımda. Hemen sonra çiçeklerim doğacaktı. Arılar uçacaktı üzerimde. Belki kuşlar konacaktı. Önce don vurdu, ardından dolu. İncindim. Küstüm.

***

Herkes oluruna baktı, olurunu buldu. Ben yalnız kaldım.

**

An-be-an-be-an-be-an. Tik-tak-tik-tak-tik-tak-tik. Anbean taktik.

*

Herkes oldu. Ben ham kaldım. 

 


bu senin sorun mutluşka
Stresle nasıl başa çıkarsın?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

26 Nisan 2021 Pazartesi

On Yedinci Pazartesi #Haftalık

 

Merhaba mutluşka. 2021 senesinin on yedinci pazartesisindeyiz. Ufukta tam kapanma göründü. Salgın fena. İnsanlar duyarsız. Detayları henüz belli değil, ama bu kez pek çoğumuz için hayat eve sığacak. Dilerim salgının yayılımının azalmasında önemli etkisi olur. Elbette sonrasında da her birimizin hem kendi sağlığımız hem de çevremizdekiler için son derece özenli davranması gerekiyor. Maske. Mesafe. Temizlik.

****

Geçen hafta neler yaptım? Üç yabancı dizi seyrettim. "Hanna"nın ikinci sezonuna (2020) başladım ve bitirdim. İlk sezonda Hanna karakterinin sıra dışı yaşam öyküsü anlatılmıştı. Bazı kısımların gereğinden fazla uzadığını düşünmüştüm. İkinci sezonda ise hemen her şey dozundaydı ve daha çok Utrax projesini görüyoruz. İlk sezonundan daha başarılı olduğunu söyleyebilirim. Diğer dizilere ise başladım, ancak sezon bitirmedim. Biri, ilk bölümü 2005'te yayınlanan 2013'e kadar süren, muhtemelen oldukça bilinen bir dizi olan "Ofis" veya orijinal başlığıyla "The Office". Diziyi aslında sevmedim, ama tuhaf bir şekilde kendine bağlıyor. İkincisi ise 2017 yapımı "Elektrikli Düşler" veya orijinal başlığıyla "Electric Dreams". Gelecekte geçen olaylar. Her bölümde farklı oyuncularla farklı bir hikâye anlatılıyor. Bu da bölümler arasında fark yaratıyor. Mesela ilk bölümde pek sıkılmışken ikinci bölümü ilgiyle izledim. Bu arada, "Elektrikli Düşler" adındaki kitaptan uyarlanmış.

David Farr: Hanna-7/10. (İkinci Sezon)

***

"Ben hep yabancı dizi seyrederim. Yerli diziler çok kötü." diyenlerden değilim. Epey yerli diziye baktım, hâlâ da bakarım. İzlediğim her dizide muhakkak bir oyuncu fark ediyorum. Bazen başka bir dizide de görmüş olabiliyorum, ama onda değil de bunda onun ayrımına varıyorum. Mesela Bihter Dinçel izlemekten keyif aldığım bir oyuncu ve onu Mucize Doktor'da fark ettim. Geçen hafta öğrendim ki aynı zamanda yazarlık da yapmaktaymış. "Keşke Unutsam" ilk romanı. Dinledim. İyi bir dili, sürükleyici bir anlatımı var. Kitabın kurgusu klasik değil, bu açıdan yenilikçi bir tarafı da bulunuyor.

**

İngilizceden yine çok uzaklaştım. Yürüyüş de yapmadım. Bir meselem yüzüldü yüzüldü, şimdi kuyrukta, gel gör ki bu tam kapanma hâli onu nasıl etkileyecek, koca bir muamma benim için. Uykum var, geceye doğru uykum geliyor; birçok insanla ortak bir noktamın olduğunu bilmek güzel.

*

Üniversitede geçen bir rüya gördüm. Bir zamanlar öğrencisi olduğum okulda, bölüm koridorlarında gezindim. Hocalarımla karşılaştım. Kimi iyi hissettirdi, kimi iyi hissettirmedi. Rüya da olsa uyandığımda bazı şeyler beni germişti. Mezuniyet sonrası zaman olduğu belliydi, yani artık öğrenci değildim, ama adeta öğrenciymişim gibi eksik bırakılmış şeylerin stresini yaşadım. Tıpkı okul zamanlarımda olduğu gibi. Üniversite, benim için pek çok duygunun deneyimlendiği yıllar. Bunca zaman sonra hâlâ rüyamda varlığını gösterebiliyor olması... Üzerine kitap yazabilirim. Burada keseyim.


bu senin sorun mutluşka
Hangi müzik seni anlatır?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

23 Nisan 2021 Cuma

23 Nisan #Öykü

Normalde 23 Nisan'larda çalışırdı, ancak bu kez salgın nedeniyle sokağa çıkma kısıtlaması olduğundan evdeydi. Buna sevinmişti, çünkü sabah dilediğince uyuyabilecekti. En azından bu sabahın gecesinde, başını yastığa koyduğunda bunun böyle olacağını sanmıştı. Belki bundan dolayı huzurlu bir uykuya yatmıştı. Ancak sonrası, hiç de beklediği gibi olmadı.

****

- Günaydın sevgilim!

- Günaymadı, günaymayacak! Bugün tatil! Uyumak istiyorum.

- Bugün tatil değil sevgilim. Bugün bayram!

- Hayatım çocuk değilsin artık. Hadi gel, sen de uyu biraz.

- Kalk hadi koca çocuk!

- Anne, beş dakika daha!

***

Beyabi horul horul uyurken hanımabla çoktan kalkmıştı da salonu süslemişti. Balonları şişirmiş, kedi merdivenlerini asmış, konfetileri hazırlamıştı. Birçok defa seyretmelerine rağmen bu bayramda da Turgut Özakman'ın "Dersimiz: Atatürk" filmine bakacaklardı. Ama önce koca çocuğun kalkması gerekiyordu.

**

- Hadi sevgilim, uyan, bayram kaçıyor.

- Hayatım bayram kaçar mı hiç? Hem bütün gün bayram. Hatta sana, bana her gün bayram.

- Aaa şuna bak! Sensin deli!

- Evet, senin delinim.

*

Beyabi ve hanımabla, misafir ağırlamayı severlerdi. Ancak salgın uzun zamandır devam ediyordu ve bu süreçte kimseyi davet edememişlerdi. Hâliyle çekyat da bu duruma bozulmaya başlamıştı. Biraz da onun gönlünü almak için açtılar ve uzandılar. Bugünkü yapılacaklar listesi hayli kabarıktı. Önce filmi bitireceklerdi, sonra YouTube'ta bayram özel yayınlarına bakacaklardı. Bu da yetmeyecek, Atatürk'ün sevdiği şarkıları çalıp söyleyeceklerdi. Laf aramızda, beyabi piyanoda, hanımabla da gitarda pek iyidir. İftar vakti gelince de bayrama yakışır bir sofra kuracaklardı. Böylece bir bayram daha geçip gitmeyecek, sonuna kadar yaşanacaktı.


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun!



bu senin sorun mutluşka
En çok ne zaman seversin?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

19 Nisan 2021 Pazartesi

On Altıncı Pazartesi #Haftalık

 

Yeni bir hafta. Hepimize güzellikler getirsin. Yine bir haftalık muhasebe zamanı. Geçen yedi günde yaşadıklarımdan hangilerini geleceğe not olarak yollayacağım? Yürümedim... İngilizce ile aramız açıldı, ama öte yandan iyiyiz de... Kitap okumadım veya dinlemedim... Epeydir bir diziye başlayıp sezon bitirmemiştim. Bu hafta yaptım. Gerçi mini bir diziydi ve sadece dört bölümden oluşuyordu, ama olsun. 2020-Birleşik Krallık yapımı "Salisbury Zehirlenmeleri" ya da orijinal başlığıyla "The Salisbury Poisonings" gerçek olaylara dayanan bir dizi. Bir adam ve bir kadın, şehrin işlek alanlarından birinde aniden krize girerler ve anlaşılır ki önemli bir kimyasal maddeye maruz kalmışlardır. Bu kimyasal, yayılabilmekte ve bununla birlikte zamanla etkisini kaybetmemektedir. Böyle bir durumda bu gibi ölümcül bir maddeyle nasıl mücadele edilebilir? Alan sınırlamaları? İmha? Genel olarak diziyi beğendiğimi söyleyebilirim.

Saul Dibb: Salisbury Zehirlenmeleri-7/10.

****

Gülmek çok değerli. İnsanların yüzlerinde tebessüm yaratan insanlar da öyle. "Ata Demirer Gazinosu" epeydir merak ettiğim bir işti. Geçen hafta izledim. Biraz konser, biraz komiklikli anlatılar. Müzik kısmına diyecek sözüm yok; sıkı bir orkestra, bir de Ata Demirer. Ancak komiklikli bölümlerde her hikâyeden aynı derecede etkilenemedim ki bu çok normal. "'Tek Kişilik Dev Kadro'nun dev gibi bir orkestra ile sunulmuş hâli" desem pek yanıltıcı olmaz. Keyifliydi.

***

Nisan ayının yarısı bitti bile. Havalar dengesiz. Bu sırada, kendimle ilgili çokça zamandır sürmekte olan bir süreç, sonraki aşamasına geçti. Ne olduğunu yazmayayım, ama benim için evrene iyi enerji yollarsan sevinirim. Önceki hafta başladığım mesleki eğitim serisinde geçen hafta da bazı sunumlar izledim. Öğrenmenin sınırı yok ve öğrenilen her şey yeni bir çağrışıma vesile olabiliyor. Ayrıca bir de çevrim içi panel seyrettim. Yüz yüze zamanlarımızda ekransız dinlediğim konuşmacıları, ekrandan da olsa yeniden görmek güzeldi. Notlar çıkardım kendime; tazelendi zihnim.

**

Dijitalleşmenin gitgide hayatımızın merkezine yerleştiği bir çağda yaşıyoruz. "Dijital Flörtleşme" belgesel dizisi, buna ilişkiler açısından bir pencere açıyor. Konuyu geniş kapsamlı ele alıyor mu? Bence hayır. Anlatılan (veya gösterilen) karakterler gerçek dışı mı? Değil. Ama şu da var ki yaşam biçimine ve kişisel bakış açısına göre "farklı" gelebilecek noktaları bulunuyor. Beş bölüm. Bakmasam eksiklik hisseder miydim? Sanmıyorum.

*

Geçen hafta bir de uzun metraj bir belgesel film seyrettim. 2017-Türkiye yapımı "Onun Filmi", iki genç kadının, Türk Sineması'ndaki yönetmen kadınlarla* gerçekleştirdikleri röportajlardan ve  bu süreçte yaşadıkları "kamera arkası"ndan oluşuyor. Umut veren, ama daha iyi yapılabilirdi diye düşündüğüm bir iş. (*Aslında cümleyi yazarken önce "kadın yönetmen" demiştim, fakat sonra filmle ilgili birkaç sayfada tanıtım metninde bir şey dikkatimi çekti. Orada "yönetmen kadın" yazıyordu. Bu detay beni düşündürdü ve ben de oradaki kullanımı yazmayı tercih ettim. Aslında dilde "alıştığımız" ifadeler, üzerlerine düşünülmeyi ne kadar çok hak ediyor, öyle değil mi?)

Su Baloğlu&Merve Bozcu: Onun Filmi-6/10.

 


bu senin sorun mutluşka
En sevdiğin söz nedir?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

16 Nisan 2021 Cuma

Jüri #Öykü


Dingin adımlarını severdi. Ama şimdi, yaz vakti yüklüğe kaldırılan pamuk yorgan kadar uzaktalar. Çünkü acelesi var. Telaşlı adımları bundan.

****

Metro alt geçinden koşarak çıktı. Neyse ki yürürken her bir adımını tek tek düşünmesi gerekmiyordu. Bundan kazandığı zamanda kolundaki bilekliğe baktı. Kendinden akıllı cihaz, adımlarını daha da hızlandırması gerektiğini söylüyordu.

***

Telaş, bir tür dinginlikti artık. Kalbi ağzında atıyordu. Nefesleri anbean hızlanıyor, belki de ciğerlerine kadar inemiyordu.

**

Çiğ ve soğuk floresan lambaların ışığından, parçalı bulutlu havanın sıcak ve içten güneşine çıkmak, onu biraz olsun rahatlatmıştı.

*

Bileğindeki "Aşkım" yazısı tam yedinci kez söndüğünde geldi sevgilisinin yanına.

- Özür dilerim, biraz geç kaldım.

- Biraz mı? Yirmi üç dakikadır seni bekliyorum.

- Ne desen haklısın. Ama metroda telefon çekmiyor, biliyorsun.

- Değer vermiyorsun Rüya.

- Seni seviyorum.

- Ayrılmak istiyorum.


bu senin sorun mutluşka
En son neye güldün?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

12 Nisan 2021 Pazartesi

On Beşinci Pazartesi #Haftalık

 

Bir başlasam yazmaya, aslında akıp gidecek. Ama nedendir bilinmez, bir türlü giremiyorum yazının ritmine. Hadi canım ben de! Bal gibi biliyorum aslında. Yorgunum. Süreğen bir yorgunluk yok hayatımda, fakat pazartesi yorulmak için elverişli bir gün ve sırf pazartesi başladım diye ısrarla bu günde sürdürüyorum haftalığı. Hasbelkader -evet, bu sözcük hâlâ yaşıyor- çarşamba günü başlasaydım bu haftalıkların ilkine, belki daha iyi olurdu. Ah, bir dakika, geçen sene çarşamba yazıyordum ve dokuzuncuda kesilmişti.

****

Yazmak güzel şey. Etkileşim kurmak da öyle, ama bloglamaktaki asıl motivasyonum yazmak üzerine. Bazen yalnız hissettiğimde veya yapmam gerekip de kaçtığım şeyler olduğunda daha fazla blog ziyaret ediyorum ve genellikle de böyle zamanlarda daha fazla ziyaretçi alıyorum. Açıkçası bu, pek sık olan bir durum değil benim için. Mesela en son, geçen yılın son zamanlarında böyle bir etkileşim yoğunluğu yaşamıştım. (Çünkü yapmam gereken bazı şeyler vardı.) O zaman daha çok, yeni blog açan kişilerin bloglarını ziyaret etmiştim. Biliyor musun, bugün pek çoğu artık yazmıyor. Belki birkaçını yazmaya karşı güdülemiş olabilirim, ama onun dışında bu etkileşim sürdürülebilir olmadı. Hey! Haftalık yazılarda filmlerden, kitaplardan falan bahsediyordum; konu buraya nasıl geldi yahu? Madem başladım, devam edeyim.

***

Blog yazarlığında etkileşimin sürdürülebilirliğinden ne kastediyorum? Biraz zorlansa akademik makale başlığına evrilebilecek bu ilk cümleyle, tüm yeni -iki taraftan- yayınlar üzerinden yorumlaşmak akla gelebilir ki kesinlikle bundan söz etmiyorum. Zira her içeriğini güncel olarak takip ettiğim herhangi bir blog yok. Benim sözünü ettiğim, bloglar üzerinden haberdar olmak. Genel olarak bir blog yazarının neler yaptığından, neler düşündüğünden veya hissettiğinden, neleri paylaşmaya değer gördüğünden ve neler yaşadığından haberdar olduğum bloglar olmasa sadece etkileşim değil, aynı zamanda blog yazarlığı da sürdürülebilir olmaz bana göre. Çünkü burası gerçekten zor. Başka bir sosyal ağda, çok daha kısa zamanda bir fotoğraf koyup birkaç cümle -bazen ona da gerek yok- yazmak oldukça basit. Bir şekilde buranın hissettirdiği mahallelilik duygusu hoşuma gidiyor.  Ne kötü bir paragraf ve şu an toparlayabilecek bir zihnim yok. Kalsın böyle.

**

Cem Seymen'in "Özgürlüğün Rengi Mavidir" kitabına başlamıştım, bitirdim. Böylece bu sene ilk kez bir kitabı harflerini görerek bitirdim. Aksi nasıl olacaktı? Dinleyerek. Dinleyegeldiğim kitaplar var, ama onlardan bitirince bahsedeyim. Cem Seymen'e dönelim. Televizyonda bazen denk geldiğim bu televizyon programcısının kitabını merak ediyordum. Genel olarak -bu yazıda kaç kez "genel olarak" diyeceğim acaba- kitap hakkında olumlu düşüncelerim var. Ama sanki biraz uzatılmış gibi geldi bana. Belki bazen tekrara düşmüş de olabilir. Neyse ki yazarın dili akıcı. Peki, içinde ne var? Cem Seymen, çocukluğundan itibaren hatıraları üzerinden düşüncelerini paylaşmış. Bilgi verici yanı da var, umutlandırıcı da.

*

Geçen hafta genel olarak boş geçti sanırım. Film izlemedim. YouTube'ta "bak bunu seyrettim" diyebileceğim bir içerikle rastlaşmadım. Yeni müzikler dinlemedim. Ama müziğin mutfağına dair bir çevrim içi eğitime baktım. Bunun dışında, bir de mesleki bir çevrim içi eğitim serisine başladım. Birkaç hafta devam edecek. Baktığım dizilerden, Mucize Doktor, iyi giden şeylerin tepetaklak olabileceğinin televizyon tarihimizdeki en iyi göstergelerinden biri. Önceden bu dizi, ruhumun adım atılmamış kardan köşelerine dokunurdu, uzun zamandır o etkisinden uzakta, en azından benim için. Hava çok dengesiz. Soğuk algınlığına kapılıp koronavirüs olduğumu sanacağım diye ödüm kopuyor. Koronavirüs olmaktansa çok tırsıyorum. Tüm hastalara şifa diliyorum. Koronavirüs içinse birçok defa yazdığım gibi: Maske, mesafe, temizlik. En azından bunlara özen gösterelim. Hâlâ maske takmayan insanlar görüyorum. Sen onlardan olma. Ve on bir ayın sultanı. Hayırlı Ramazan'lar.


bu senin sorun mutluşka
Neye başlayacaksın?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

9 Nisan 2021 Cuma

Kartonpiyer #Öykü

 

Uyandı. Elektrikler kesildiği için güneş doğmamıştı. Odası karanlıktı. Bu durumda sabah kahvesini de yapamayacaktı. "Şu ocağı değiştirsem iyi olacak." diye düşündü. Yatağın içinde telefonunu aradı, ama yoktu. Pencerenin önündeki sehpanın üzerinde bıraktığını hatırladı. Saatini de banyoda unutmuştu. Zamanın hangi noktasında olduğunu merak ediyordu. Bildiği tek şey, henüz alarm çalmamıştı. O zaman 7.30'dan öncesini yaşıyordu.

****

Gözlerini açtı. Gözlerini kapattı. Karşısında duran her hâlükârda koca bir siyahtı. Elini karanlığın içine daldırdı. Havayı hissetmek ona iyi geldi. Etajerin üzerinde temkinli arayışlar neticesinde bulduğu sürahiyi ve bardağı oldukça yavaş bir şekilde buluşturdu. Sonra da limonlu suyunu içti. Bir ses, odanın içini doldurdu. Hayır, telefonunda kurduğu alarm değildi.

***

Kedisi uyanmıştı. Usulca miyavlıyordu. "Günaydın Kartonpiyer, hadi yanıma gel." diyerek onu çağırdı. Kartonpiyer tek hamlede yatağa sıçradı. Bu sırada, Mehteran Takımı odaya girdi. Alarm çalıyordu.

**

Kalktı. Elektrik hâlâ gelmemişti. Panjurları eliyle açtı. Göğü yırtan gökdelenlerin kasvetli manzarasını görür görmez sırtını çevirdi. Önce telefonuna baktı. Sonra da banyoya geçti. Uzun yoldan gelen suyu büyük bir misafirperverlikle karşıladı. Aynaya baktı. Kirpiklerine tutunan damlacıkları seyretti.

*

Kartonpiyer evde kaldı. Kendi ruhu hiçbir yerdeydi. Yine ve mecburen işe gidiyordu. Faturaların ödenmesi gerekiyordu.


bu senin sorun mutluşka
Cevabını aradığın bir soru var mı?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

 

5 Nisan 2021 Pazartesi

On Dördüncü Pazartesi #Haftalık

 

Gel, okurcum, gel. Yeni senede yine bir pazartesi yazısı. Eh, haklı olabilirler tabii. Kim mi? "Gelmişiz dördüncü aya, ne yeni senesi!" diyenler. Herkes haklı, ben yorgun. Geceden yazsam iyiydi, ama yine son güne bırakılan işler işte. Neyse, yüzdüm yüzdüm, kuyruğuna geldim. Böyle deyince, sanki bir timsahın içinde yüzüyormuşum gibi gelebilir, ama hayır, böyle bir hayal kurmadım. Sen de mi kurmamıştın? Yine ortalığı karıştırdım desene. Bak, nereden aklıma geldiyse şimdi. Üniversite yıllarımda yurtta kalıyordum. Bir sabah çamaşırlarımı çamaşırhaneye götürdüm, sonra katları şaşırıp başkalarının odasına girdim. Neyse ki uyuyorlardı.

****

Aylardan beri kitap okumuyordum. Senenin ilk zamanlarında bir kere başladım, ama ilerlemedi. Peki, bu hafta ne oldu? Yine okumadım, değil mi? Bilemedin! Şaşırtmaya çalıştım seni. Bu kez kitap okudum. Yoksa bildin mi? Neyse, bugün öyle görünüyor ki kafam pek yerinde değil. Madem okuyamıyorum, bari kitap dinleyeyim dedim ve sesli kitap uygulamalarından birine başladım. George Orwell'ın "Hayvan Çiftliği" kitabını dinledim. Merak ettiğim bir eserdi, sevdim. Tabii doğrudan alakası yok, ama okurken "Tavuklar Firarda" filmi aklıma geldi. Okurken mi? "Dinlerken" diyecektim. Kitabın da filmi varmış, bir ara izleyeyim de bundan sonra gelecekse o gelsin aklıma. Bu kadar yaygarayı sadece kitap dinlediğim için koparmış olabilir miyim? Neden olmasın. Ama dinlemenin yanı sıra okudum da. Henüz bitiremediysem bile Cem Seymen'in "Özgürlüğün Rengi Mavidir" kitabına başladım. Üçte ikisi ardımda kaldı. Akıcı bir dili var. Kendi hayat hikâyesi üzerinden birtakım düşüncelerini dile getiriyor yazar.

***

Önceki hafta olduğu gibi geçen hafta da birçok kısa film izledim. Şimdi tek tek yazmayacağım. Ancak kısa film festivalleri iyi ki var(mış). Kısa filmleri tüketmek de sindirmek de uzun metraja göre bana daha çok keyif verdi. Tabii, şimdi böyle dedim diye uzunların pabucunu dama atmak olmaz. Zaten iki de uzun metraj seyrettim. 2014-Fransa yapımı "Nefes"i başta yeterince sevmesem de zamanla ritmine uyum sağladım ve izlediğime memnun kaldım. İki genç karakter ve derinlikli psikolojileri. Sürpriz yapmayı seven bir film. Ancak en çok takıldığım şey sürekli gösterilen sigaraydı, tamam bazı kişiler için hayatın bir gerçeği ve bir yere kadar filmin hikâyesine de hizmet edebilir, ama burada sınırı aştığını düşünüyorum. Ayrıca sigara sağlığa zararlıdır; onun yerine çikolatalı süt öneriyorum. Buraya gözlerinin kenarından damlacık püsküren gülme ifadesinden koyuyorum. Biliyor musun, çikolatalı sütü gerçekten severim.

Mélanie Laurent: Nefes-7/10.

**

Bir film daha... Aslında önceki paragrafın konusu, ama demin bitmesi gerektiğini hissettim ve bitirdim. Neticede burası benim blogum. Sen de benim biricik okurcum, mutluşkam, komşum... Yorgunum, üşüyorum, biraz da halsizlik. Dudağımda uçuklar var. Maalesef çoğul eki. Ne diyordum? 2014-Fransa yapımı "İlk Görüşte Aşk", geçen hafta izlediğim ikinci uzun metraj film. Ortalama bir film, ama benim için keyifliydi. Yine olsa yine izlerim ki Fransızlar galiba bu konuda epey iyiler. 

Lisa Azuelos: İlk Görüşte Aşk-6/10.

*

Kaç haftadır yazıyorum, yine diyeyim. İngilizce ile olan ilişkimiz. Sanırım düşüş evresine girdi. Çok bile dayandı. Bir gün yürüyüşe çıktım. Sıcacık suyla duş alabilmek ne güzel bir imkân. Hayatta çok şeyde gözüm yok; bu bana yetiyor. Armağan Çağlayan, Türkiye televizyon tarihinde önemli bir figür. Şimdi YouTube'ta da güzel işler yapıyor. Önceki hafta Dur Bi' Dinle programında Nevra Serezli ile sohbetlerini izlemiştim, güzeldi. Geçen hafta da Metin Uca'nın konuk olduğu programa baktım. Son zamanlarda ne yapar, ne eder bilmiyorum, ama eskiden "Passaparola" diye bir program sunardı, keyifliydi. Kulak tiyatrosu. Değişik bir tamlama. Deneyimi de öyle. Şu ana kadar dinlediklerim için çok etkilendiğimi söyleyemem; geçen hafta biri kısa, ikisi uzun oyunlar dinledim. Uykum var. Nihayete erdirmeden bir şey daha: Bugün radyoda bir şarkı dinledim, beğendim. Bil bakalım nereye iliştirdim onu. Bilemezsin kiii! Bilemezsin kiii! Saaabreeet!


bu senin sorun mutluşka
En sevdiğin sözcük nedir?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

2 Nisan 2021 Cuma

Kendinize Mukayyet Olun Sevgili Kaplumbağa #Öykü

Hadi, gel. Gidelim buradan. Nereye olduğunu bilmiyorum, ama düşelim yola. Asfaltın üzerine tekerlekler değil, ayakkabılarımız değsin. Yürüyelim arkadaş. Güneş, tepemizde yavaşça yükselirken yürüyelim. Parçalı bulut, yaşadığımız anların dekoru olsun. Belki bir kaplumbağa görürüz yol kenarında. Bilge de olsa kafası karışmıştır -çünkü bilge olmak için biraz da kafa karışıklığına ihtiyaç vardır- ve bundan dolayı evini ve kendini asfalta meyletmiştir. Usulca eğilelim ve konuşalım onunla:

- Aman! Sevgili Kaplumbağa, dikkat edin. Dut yapraklarıyla kaplı patikalara benzemez şehirlilerin yolları.

****

Gerek yok fazla eşyaya. Bir sırt çantası yeter. Kirlendikçe üstümüz başımız, bir dere kenarında yıkarız. Bu sırada, ördekler usulca yüzerken suda, içlerinden biri dönse bize ve şöyle dese: Vak! Doğal olarak anlamasak ve anlamamanın omuzlara yük olmayabileceğini bir kere de olsa anlasak. Dallarında kuşların öttüğü bu cennette, araba gürültülerinden uzakta, belki şarkı söyleriz birlikte. Hatta köylü teyzenin tuzlu ayranından içeriz. Sonra da çınar ağacının gölgesinde uyuruz.

***

Huzura kapılıp yolu bırakmak olmaz. Gidilecek, görülecek yerler var önümüzde. Tarihe tanıklık etmiş antik kentler... Doğanın eşsiz güzellikleri... Mesire yerleri, müzeler, kültür evleri... Ayaklarımız yürüyecek, ellerimiz dokunacak, gözlerimiz seyredecek bu gerçek mi gerçek deneyimi. Kulaklarımız sadeliğin sesini duyacak. Tadını alacağız meyvelerin, üstüne bir de portakalın kabuğunu soyarken koklayacağız derinden.

**

Hadi, gidelim. Biraz uzak kalalım sosyal ağlardan. Başkalarından kalp toplayacağımıza, kalbimize iyi gelecek bir şey yapalım. Üstümüzdeki sarı sıcak topun gücü zayıflayınca, yeniden çıkalım yola. Yürüyelim. Ufuk çizgisinin, gökle denizi birleştirdiği yere kadar yürüyelim. Belki tek katlı köy evlerinin arasında rengârenk kuyruğu olan bir uçurtma görürüz.

*

Bir de mızıka alalım; birimiz söylerken diğerimiz çalar. Oh.



bu senin sorun mutluşka
Doğruluk mu, cesaret mi?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<