27 Ocak 2018 Cumartesi

Mutlu Anlar Koleksiyoncusu


Başlamak kolay değildir. Sürdürmek daha da zor. Soğuğun içime işlediği şu günlerde harflerimi yakıp ısınıyorum. Cümleler kurup savuruyorum kara kışa. Mevsimin bütün beyazını gökkuşağına çevirmek için kötü düşünceyi düşlerimden kovalıyorum.
Biliyorum ki iyi düşünürsen iyi olur. Seveceksin karşılığını beklemeden ve yapacaksın ne yapman gerekiyorsa. Geleceği için yapmayacaksın, hatta geleceğin için de; çünkü yaparsan zaten gelir. Evrenin çekim yasası bunu söylüyor. Onu dinlemek lazım; kalbi de, aklı da… Bulaşıcıdır mutluluk; mutluluğa bulaşmalı.

Hep bir an’ı yaşıyoruz. Bazıları anı sayılacak kadar güzel oluyor, bazıları da öylece geçip gidiyor. Bir anda düşündüm, bir anda karar verdim, bir anda yazdım ve bir anda paylaştım. İşte, bir anda sen geldin. Hoş geldin.

Mutlu Anlar Koleksiyoncusu, saygı ve neşeyle şapkasını çıkararak reverans eder.

Henüz ismini bilmiyorum. Bu yüzden “sen” diyorum. Yoksa birine ismiyle seslenmek güzeldir, öyle değil mi? Kim olduğunu belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Ama aramızda iyinin akışı oldukça bunun pek önemi yok. Beraber mutlu anlar yakalayacağız. Belki sen yazdıklarımı seversin, ben zaten sen geldin diye sevinirim.

Neden bir blog açtığımı merak ediyor musun? Merak. En başta bu. Merak ettim seni ve yazdıklarını. Belki şarkı söylüyorsun, belki resim yapıyorsun. Öykülerin var mı? Gezip gördüklerini mi anlatıyorsun? Bunlar aklımda yürürken bir an durdum! Çayımı yudumlarken kendi kendime dedim ki:
- Beni neler mutlu eder?

Kolay bir soru değildi, öyle aceleyle verilecek bir cevap olamazdı. Düşündüm biraz. Beyaz kâğıdı önüme aldım ve sıraladım. Genel olarak tasarım hoşuma gidiyordu. Tasarlanmışı görmek veya tasarlamaya çabalamak bu hayatta aldığımız nefese değer şeylerdi. Kitap okumak kadar okuduğum bir kitap hakkında yazmayı da seviyordum. Aynı şey sinema için de geçerliydi. Hatta tiyatro ve sergiler için de… Ah, elbette müzik de hem dinlenirken hem de dinlenip yazdığında güzellikler ifade ediyordu. Yalnızca bunlar mı? Gözlediğim ve hayal ettiğim insanlarla öyküler kurguluyordum. Bazen insanların ve binalarının fotoğraflarını çekiyordum. Bugünü yaşağım gibi geleceği araştırıyordum ve geçmişi biriktiriyordum. Kültür, sanat ve yaşam benim için hiçbir şekilde birbirinden ayrılamayacak üç ögeydi. Aklımdan geçen ve kalbimden yansıyanları seninle paylaşmak istediğim için bir blog açtım.

Denizin üstünde yolculuk vakti. Üstümüzde güneş, üstümüzde bulutlar... Üstümüzde denizden bir gök... Caretta carettalar, balıklar, martılar ve çocuk kahkahaları... Tanıştığımıza memnun oldum.

Neşeli sevgilerle.
İçimdeki blog madencisi aktardı.