4 Ağustos 2020 Salı

Güvercin ve Çimenler #Öykü

 

Çift kanatlı kapıdan girdiğimde bir kuşun sırtına yüklenip geçmişe döneceğimi bilmiyordum. O da buradaydı. Söylememiştim, zaten uzun zamandır iletişim kurmuyorduk. Etkinliği afişten duymuş. Gördüğüm ilk anda kalbim yerinden oynadı; bu kadar zaman geçmesine rağmen pek değişmemiş. Acaba ben de hâlâ onun bıraktığı gibi miydim? Gözleri dipsiz bir kuyu gibi kendine çekiyordu. Bir amfi dolusu öğrenci, beni davet eden akademisyen ve o... Bende de onda da yeterince cesaret olmadığı için, bir türlü konuşamadığımız ve haliyle kavuşamadığımız için... Ah, ne diyebilirdik birbirimize. Hangi söz bu duyguların anahtarı olabilirdi? Bir bakışla kilitlenen geçmişim, bir bakışla açılabilir miydi? Uçaktan dolayı zaten biraz gecikmiştim, doğrudan söyleşiye başladım. Yani bir kere daha kaçtım!
****
Mezun olurken okulla vedalaşmamıştım, sanki bir yaz tatili başlangıcı gibi valizimi hazırlayıp yerleşkeden ayrılmıştım. O da benimleydi, ikimiz de aynı güne bilet almış, aynı taksiyle otogara gitmiştik. Arkadaştık, güzel zaman geçiriyorduk ama ötesi kalbimizdeydi ve kalplerimiz dilimize bir türlü ulaşamıyordu. Onun seferi benimkinden bir saat önceydi. Perona vardığımızda otobüsü çoktan yanaşmıştı. Eşyalarını bagaja yerleştirdi, sırt çantasını koltuğuna bıraktı ve yanıma geldi. Yaşadığımız en uzun, en sessiz andaydık. Karşımda durmuş elimi tutuyordu. Kokusunu son kez duyacağımı bilmiyordum. Elindeki kutuyu bana verirken şöyle demişti: "Sana seni sevdiğimi daha önce söyleyemediğim için özür dilerim." Cümlesinin noktası ruhuma çarparken gözlerimden yaşlar düştü. "Sen de beni affet, ben de sana söyleyemedim seni çok sevdiğimi." dedim. Muavinin anonsuyla son konuşmamız son buldu, bir daha hiç haberleşmedik.
***
Söyleşi iyi geçti, dinleyicilerin ilgisini çekebildim. Son derece uyanık ve umut veren bir kitlem vardı. Bütün günümü üniversiteye ayırdığım için saat yönünden rahattım, soru-cevap bölümü de yapmak istiyordum. Ancak eski arkadaşım söz alırsa diye çekiniyordum. Bu düşünceyi aklımdan kovdum; çünkü buraya geliş amacım belliydi ve önceliğim bilgi ve deneyimimi aktardığım gençlerdi. Bu o kadar değerliydi ki özel meselelerimi onların önüne koyamazdım. Üstelik ben de onlar gibiydim, sanki hâlâ şu amfi sıralarında oturuyordum. Hiç gitmemiştim buradan, gidememiştim.
**
- Özlemişsin dimi, çimenlerde oturup dürüm yemeyi.
- Çok! Bir de etrafımızdaki şu güvercinler. Bazı şeyler hiç değişmesin.
- Turşu ister misin?
- Olur. Ama keşke bu yemek davetini söz alarak yapmasaydın.
- Biliyorsun, seninle zor meseleleri konuşmada pek iyi sayılmam.
- Bu konuda ikimiz de iyi değiliz.
- Gerçi hoca da senin için göl restoranında yer ayırtmıştır.
- Kaçırdım desene. Belki buradan kalkınca dondurma yeriz gölün kıyısında.
- Eski günlerdeki gibi.
- Evet, eski günlerdeki gibi.
- Neden o günden sonra bir daha konuşamadık?
- Bilmem, zamanı gelmemişti demek ki.
- Şimdi zamanı mı?
- Onu da bilmiyorum. Ama yaşıyoruz. Buradasın ve iyi ki varsın.
- Sen de iyi ki varsın.
*
Gözlerimi açtığımda otobüsteydim. Kucağımda atlıkarıncam, parmaklarımın arasında bagaj kuponlarım vardı. Yolum uzundu ve yeni başlıyordu. Az önce yaşadıklarımı hayal meyal hatırlıyordum. Birlikte geçirdiğimiz nice zamandan sonra birbirimize duygularımızdan bahsetmiştik, son anda bile olsa. Evet, işimiz zordu, ama imkânsız değildi. Yolumuzun üstünde güvercinler uçacak. Binalar önce büyüyecek, sonra küçülecek ve biz yemyeşil çimenlerin üzerine uzanarak bulutları izleyeceğiz. Onu asla bırakmayacağım.


bu senin sorun mutluşka
Hayal gücü ne işe yarar?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

1 Ağustos 2020 Cumartesi

Yeniden Benlik Müzikler #Liste


Müziğin, ruhun gıdası olduğuna dair bir söylenti var. Buna inanıyor musun? Ruhumuz acıkır mı? Karnı guruldar mı mesela? Bedenimizin yoldaşı ruhumuz hiç aşerir mi acaba? Ah biraz keman olsa da dinlesek. Hayır, canım kalimba çekiyor. Biraz bongoya hayır demezdim. Neyse. Kafaları karıştırmaya -en azından şu an- pek gerek yok. Ruhundan sesler gelenleri bir tabak müzikle karşılıyorum. Afiyetle dinleyin. 

Bir süredir yazmadığım için hatırlatayım. Bu listeler, yazılarıma eşlik eden müzikler arasından seçtiklerimle oluşuyor. Bu kez payda, 2020'nin ilk dokuz haftasında yazdığım "Nasıl geçti?" temasındaki yazılar.
  • Zeynep Bastık - Uslanmıyor Bu (Hisset)
  • Doğa İçin Çal - Çarşambayı Sel Aldı (Hisset)
Birlikte deneyimlenen en güzel işlerden biri "Doğa İçin Çal" projesi. Uzun zamandır yapılıyor ve Dünya'nın farklı köşeleri bu video projede fon olarak kullanılıyor. Doğa duyarlılığı olan, dikkat çeken bir çalışma. Bu zamana dek 11 video yayınlandı. İlki, YouTube'ta 2011 sonunda paylaşılmış. Açıkçası bu süreçte iş tekrara düşmüş durumda, biraz yeniliğe ihtiyacı var, ama yine de güzel.
  • Nil Karaibrahimgil - Ben Buraya Çıplak Geldim (Hisset)
  • Pinhani - Hikâyeler Tükendi (Hisset)
  • Hugh Grant & Haley Bennett - Way Back Into Love (Hisset)
"Söz ve Müzik" adında 2007 yapımı bir film var. Sinema olarak eleştirildiğinde pek çok burun kıvrılabilecek yanı olabilir, ancak buna rağmen arada açıp izlemekten mutlu oluyorum. Bu şarkı o filmde adım adım ortaya çıkıyor ve galiba filmin kendinden daha iyi.
  • Cem Davran & Tuluğ Tırpan - Lüküs Hayat (Hisset)
Cem Davran, pek çok kişinin "Ruhsar" dizisiyle tanıyıp sevdiği bir oyuncu. Oynadığı birkaç yapımı sıralamak dışında hakkında pek konuşamazdım, ta ki Bülent Şakrak'ın YouTube programında konuk olduğu bölümü izleyene kadar. Değerli bir sohbet. Cem Davran için "Ruhsar'da ve birkaç dizi/filmde oynamıştı."nın ötesine geçmeyi sağlıyor.
  • Güzin & Baha - Gençlik Başımda Duman (Hisset)
  • Şebnem Ferah - Çok Yorgunum (Hisset)
  • Pinhani - Dön Bak Dünyaya (Hisset)
 (Not: Bu listede eserleri yorumlayanların isimlerine yer verilmiştir.)


bu senin sorun mutluşka
Hangi sözcüğü kişisel sözlüğünden çıkarmak istersin?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<