29 Ekim 2020 Perşembe

Kırmızı Tuval #Öykü

 

 - Eğer dürümünüzü seversem daha çok görüşürüz ve yaratma sürecinden, sanattan falan konuşuruz birlikte.

- Ustamın eli lezzetlidir, benzemez başkalarına. İnanıyorum ki geleceğim yine.

****

Kaç usta görmüş bu çınar, acaba böylesine dingin başka bir zamana rastlamış mıdır? Benim ustama babasından kalmış lokantası. Ona da kendi babasından. Ata yadigârı yani. Ustam anlatmıştı, çocukken bir salıncak asılıymış çınarın dalında. Bazen kendi sallanırmış, bazen de gelen müşterilerin çocukları. Şimdi büyük alışveriş merkezlerinde yemek katında oyun alanları var ya ustamın babası ta o zamandan düşünmüş bunu. Ama benzemez tabii cafcaflı plastik oyuncaklarda oynamaya; salıncak başkadır, özgürlüktür.

***

Çin, dünyanın bir ucu. Nasıl olur da oralardan buraya kadar gelir gözle görülmeyen bir mikrop. Çok can aldı, almaya da devam ediyor. İnsanlarımız dikkatsiz, özensiz. Annem diyor, izlediği sabah programında söylemiş doktorun biri; bundan sonra bu virüsle yaşamaya alışmamız gerekirmiş. Bizim dükkânda ben çalışmaya başlayalı üç buçuk sene oldu, hiç bu şekilde ayağı çekilmemişti müşterinin. Biz ne kadar dikkat etsek bile onlar da haklı, can neticede, benzemez başka bir şeye. Alışmak zor.

**

Neyse ki paket servisle evlere, iş yerlerine götürüyoruz aşımızı, suyumuzu da ekmeğimizi kazanıyoruz. Bu hâlimize şükür, çorbasını kaynatamayan insanlar var. Müşterimiz bizi biliyor, pek çoğu müdavim. "Şu günler geçsin yine buluşuruz çınarın altında." deyip yemediği yemeğin parasını verenler oluyor bazen. Geçen gün Kemal Amca aradı, maaile toplanmışlar gibi yüklü sipariş verdi, ama hastalık geçince yemek için. Banka numarasını istedi ustamdan, hesabı önden ödedi. Ustam... Ah benim babayarım. Duvarda çok sevdiği bir resim var; bir grup insan, ellerinde bayrağımız ve akıllara kazınan o söz: "Cumhuriyeti biz böyle kazandık." Resme bakarken "Bizim insanımız kimseye benzemez, başkadır." dedi. İlk kez ağlarken gördüm ustamı, utanmasın diye çınarın altına çıktım.

*

Apartmanın merdivenleri çok dikti, kapının önüne vardığımda soluk soluğa kaldım. Elinde fırçasıyla genç bir kadın açtı kapıyı, üstü başı boya içindeydi. Paketi uzatıyordum ki sesi hareketimi kesti.

- Ellerim boyalı, rica etsem içeri bırakabilir misin?

- Tabii abla. 

- Ayakkabınla geçebilirsin.

Bir evden çok resim atölyesine benziyordu. Caddeye bakan odada devasa bir tuval vardı. Hemen hemen tümü kırmızıya boyanmıştı. 

- Şu sehpanın üzerine koyabilirsin. Bakalım dürümünüz lezzetli mi, yemek uygulamasında yıldızınız yüksek olunca bir deneyeyim dedim.

- Güzeldir abla, hani dizilerde, filmlerde "şefin spesiyali" diyorlar ya, bu da ustamın spesiyali.

- Göreceğiz bakalım. Beğenirsem arar dururum artık, dürümü çok severim.

- Başım üstüne abla, koşar gelirim. Ama şu balkondan sepet falan mı uzatsan acaba, merdivenler çok dik.

Fırtına yıkar geçer ortalığı da sonra bulutlar açılır, güneş çıkar ortaya. Tıpkı öyle bir gülümseyişi vardı.

- Haklısın valla. O merdivenler beni de çok yoruyor. Ama bak bu resmin ilhamı o merdivenle geldi.

Anlamaz gözlerle baktığımı fark edince açıklamaya koyuldu.

- Sen şimdi bu tuvali kıpkırmızı görünce "buna mı resim diyorsun" diye düşünmüşsündür belki.

- Estağfurullah..

- Çok bilinen bir fotoğraf vardır, muhtemelen görmüşsündür. Bir grup insan ellerinde bayraklarla poz verir. Bir de pankart vardır, üzerinde "Cumhuriyeti Biz Böyle Kazandık" yazılıdır. 

- Aaa biliyorum tabii, bizim dükkânda da asılı. Ustam çok sever.

- İşte bu tabloda kırmızı ve beyaz renklerle o fotoğrafı yeniden yorumlamaya çalışacağım.

- Peki, ya merdivenler?

- Onun resimle doğrudan bir ilgisi yok aslında; beynimdeki nöronların hoş sohbeti. Merdiveni çıkmak zor, eee cumhuriyeti de kolay kazanmadık.

Tuhaf bakışlarımdan sonra belki biraz anlamlandırma isteği duymuştu.

- Eğer dürümünüzü seversem daha çok görüşürüz ve yaratma sürecinden, sanattan falan konuşuruz birlikte.

- Ustamın eli lezzetlidir, benzemez başkalarına. İnanıyorum ki geleceğim yine.

Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!

 


bu senin sorun mutluşka
Nasılsın?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

6 Ekim 2020 Salı

Kararlı Silindir #Öykü


- Boynun neden böyle uzun?

- Bardak ağacına uzanmak için.

****

Sabaha karşı dörtten biraz sonra, iki parmak aralık kalmış pencereden süzülen soğuk havayla üşüdüm ve koltuğuna tutkun bir yönetici gibi battaniyenin altındaki yerimi sağlamlaştırdım. Başımın üstüne doğru çektiğim kalın ve tüylü kumaş, burnumdan dökülen hava taneciklerini usulca topluyor ve ruhumdaki üşüme biraz olsun kayboluyordu. Göz kapaklarım bağımlı ilişki sorunu yaşayan bir sevgiliye benzer şekilde gözlerimden ayrılmak istemiyordu. Neden sonra anladım ki bu bir aşk hikâyesi değildi; uyuyakalmıştım ve duvarlar gece nöbetindeydi. Beyaz ışık beni yine yoruyordu.

***

Aydınlık bir sokaktan karanlık bir koridora geçtiğinde gözleri kararır insanın. Dünyada olan onca kötülükten değildir bu karamsarlık, sadece birkaç saniyede yeni ortama alışılır. Bunu öğrenen insan için mekân değiştirmek bir risk teşkil etmez; her şey öğrenilebilir çünkü. Okuduğum ilkokulun uzun ve karanlık koridorunda gittikçe küçülen soğuk ve beyaz floresan lambalar asılıydı. Onların altında koşardık. O zamanlar salgın yoktu, olsa olsa birkaç bitli arkadaş olurdu, o da bana denk gelmedi... Ne tuhaf ki -şu an hatırlıyorum- bu karanlık yolun sonunda okulun kütüphanesi vardı.

**

Gücümü topladım, battaniyeyi savurdum. Bacaklarımın üstüne gövdemin, kollarımın ve başımın tüm ağırlığını yükledim. Bir düğmeye dokunduktan sonra duvar alacakaranlık bir beyaza indirgendi. Yatağıma döndüğümde boğazımın kuruduğunu hissettim. Komşu bahçenin toprağını sulamıştım, kendim de bir bardak su içmeyi hak ediyordum. Uzun zamandır komodinde duran sürahinin şekli ilk defa dikkatimi çekti. Geniş tabanının üzerinde daralan silindirimsi, bir yerden sonra çok daha küçük çaplı ancak oldukça kararlı bir silindire dönüşüyordu. 

*

Kararlı silindir, ona baktığımı görünce büyük bir nezaketle şapkasını çıkardı ve içinden geçenleri ikram etti. Onun bu cömert davranışı karşısında gülümseyerek teşekkür ettim. Alt dudağıma sarılan cam, üst dudağımla iki noktadan kesişiyordu. Açık kalan boşluktan bedenime giren damlalar, son okul zilini duymuş gibi heyecanla parka koşup kaydıraktan kaydılar. Suyu içince rahatlamıştım. Bardağı yerine bırakmadan önce sürahiye sordum:

- Boynun neden böyle uzun?

- Bardak ağacına uzanmak için.

- Becerebiliyor musun peki?

- Herhangi bir konuda senden daha kararlı olduğum kesin.

Haklıydı. Ben hep boşlukta yüzüyordum. Bardağı sürahinin üstüne koyup battaniyenin sıcak ve güvenli kollarında yeniden uykuya daldım. İşte yine başarmıştı.



bu senin sorun mutluşka
Geçmişi mi, geleceği mi; yoksa bugünü mü yaşarsın?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<