26 Aralık 2020 Cumartesi

Beşi Farklı #Öykü


 

Vapur düdükleri çalıyordu:

- Düüüt! Düüüt! Düüüt!

Gevrekçi bağırıyordu:

- Sıcaaak! Sıcaaak gevreklerim vaaar!

Martılar viyaklıyordu:

- Viyaaak! Viyaaak! Viyaaak!

Yazar olmayı kafasına koymuş genç kadın, tam bu noktada kalemini kâğıdın üzerine usulca bıraktı ve düşünmeye başladı: Martıların dilini anlamıyordu ve onların çıkardığı her sesi aynı şekilde yazıyordu. Yazar olacaktı genç kadın, kafasına koymuştu bir kere. Hava soğuk, sokak lambaları turuncuydu. Vapur düdüklerini kimse mi umursamıyordu?

****

Plastik sarı ördek olmaktan yoruldum. Ne gecem kaldı, ne gündüzüm. Sen uyurken ben plastik sarı ördeğim. O açken ben plastik sarı ördeğim. Siz o ülkeden bu ülkeye seyahat ederken ben yine plastik sarı ördeğim. Onlar her zamanki kavgalarından fotokopiyle çoğalttıkları sıcacık hırgürü dökerken ortalığa... Ben mi? Tabii ki plastik sarı ördeğim.

***

Elleri kaşınıyordu adamın. Elleri kaşınan adam, derisini yırta yırta kaşıyordu parmaklarını. Ellerinin en çok parmakları kaşınıyordu. O parmaklar ki nicedir dokunmadığı orgun tuşlarından hiçbir ses duymuyordu. Sağır parmaklı adamın elleri vardı; kaşınan, kızaran, yalnız elleri. Aslında bir adam vardı, kimsenin görmediği.

**

Fıst! Fıst! Fıst! Elma dersem çık, armut dersem çıkma! Armut! En iyisini ayılar severmiş. Neden acaba? Fıst! Oh! C vitamini kokusu. Virüs kaçıran, huzur bulduran. Fıst! Canım limonlu kolonyam!

*

- Neden ağlıyorsun Gece? Bulut da yok üstelik.

- Şuradaki kadına ağlıyorum. 

- Neden? Nesi var? 

- Atan bir kalbi, alabildiği nefesi var. 

- Ama?

- Aması şu ki yaşadığı dünyadan kopuk. 

- Nereden biliyorsun?

- Her gün pencerede görüyorum onu. Güneş doğana dek öylece oturuyor masasının başında. O kadar hissiz, o kadar mekanik duruyor ki anlatamam. Sanki yaşamıyor. Var da yok gibi. Ama orada işte, biliyorum, görüyorum onu.



bu senin sorun mutluşka
Diyelim ki hayatındaki her şeyi sıfırlıyorsun, ilk ne yapmak isterdin?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

21 Aralık 2020 Pazartesi

En Uzun Düş #Öykü

 

Harflerin mülkiyeti olsa öykü yazabilir miydim? Mutsuzluğa bağlı kronik uyku bozukluğum var. Mütemadiyen uyumak istiyorum ve öykü yazmadığım her an uyuyorum. Cümlelerimin üstüne ağır uyku damlaları düşüyor. Cümlelerim... Cümlel... Cü... Uykulu dehlizlerde kayboluyorum. Karanlık beni yutuyor. Yardım edin!

****

Uyuduğumda bir badem ağacıydım... Mevsimi geldiğinde çiçeklerimi açacağım. Çok beğenilen hayatların fotoğraflarını süsleyeceğim. Yapraklarım çıkacak yemyeşil. Meyvelerim oluşacak sabırla. Sonra... Sonra dövecekler beni. Elleri sopalı insanlar canımı yakacaklar; en çok meyvelerimden vuracaklar.

***

Uyandığımda yine insandım. Harflerin kamusallığından payıma düşenlerle öykü yazmaya çalışıyordum... Zaten ben hep böyleydim, işe yarar hiçbir şeyle işim olmazdı... Gözlerim kapaklarını zorluyor. Kirpiklerime taş bağlanmış gibi boğuluyorum. Sudan sebeplerle yaşıyorum.

**

Uyuduğumda bir kalptim. Damarlarımdan sökülmüştüm; yalnız bir hâlde atmaya çalışıyor ve anbean yavaşlıyordum... Ağır bir vaka; kansız kalmışım, ama belirti göstermiyorum. Çünkü beti benzi akabilecek bir yüzüm yok. Yüzümde gözlerim yok, gözlerimden yaşlar da akmıyor. Kuruyorum. Cümleler... Cümle... Cüm...

*

Uyandığımda en uzun gece sona ermiş ve gündüzler uzamaya başlamıştı. Bense bir kere daha öykü yazamamıştım.



bu senin sorun mutluşka
2021'de hayatında neyin değişmesini istiyorsun?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

19 Aralık 2020 Cumartesi

Yaşanan Şimdiki Zaman #Deneme


Rutin. Dilimize Fransızcadan geçmiş. Duyulan geçmiş zaman; çünkü geçerken şahit olmadım. Rutin, "sıradanlık" demek. Çeşitlilik göstermeyen, aynı, alışılagelmiş.

****

Monoton. Dilimize Fransızcadan geçmiş. Bilmiyordum, sözlüğe bakarak öğrendim. Görülen geçmiş zaman; çünkü ben öğrendim ve bunun farkındaydım. Monoton, "tekdüze" demek. Düzenli, aynı biçimde tekrarlanan, sürüp giden.

***

Yeknesak. Dilimize Farsça ve Arapçadan ortaklaşarak geçmiş. Yek kısmı Farsçadan, nesak kısmı Arapçadan. Duymuş, görmüş, hatta kullanmıştım; ancak anlamını tam olarak bilmiyordum. Az önce sözlüğe bakarken öğrendim. "Tekdüze" demek.

**

Biteviye. Dilimizin içinde doğmuş, büyümüş, oynamış, eğlenmiş, derken sıkılmış, belki de konfor alanına sıkışmış. Duyulan geçmiş zaman, ama aynı zamanda görülen... Bilip de bilmezlikten gelmek gibi. Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz?¹ Rutin, monoton, yeknesak, muttarit, sıradan, tekdüze, alışılmış, mutat... 

*

Dün, bugün, yarın. Geçmiş, gelmiş, gelecekmiş. Kesin değil, beki gelmeyebilir... Zaman farklı şekillerde isimlendiriliyor: Görülen geçmiş zaman, duyulan geçmiş zaman, gelecek zaman, şimdiki zaman, geniş zaman, görülen geçmiş zamanın hikâyesi, duyulan geçmiş zamanın rivayeti... Çok! Ben de bu kabarık listeye bir zaman ifadesi önermek istiyorum: Yaşanan şimdiki zaman. Rutinden, monotonluktan, yeknesaklıktan, biteviyelikten; yani sıradanlıktan ve tekdüzelikten uzak, düne takılmamış, geleceğe kapılmamış, bugün olan ve aynı zamanda yaşanan şimdiki zaman. 

¹"Otuz Beş Yaş", Cahit Sıtkı Tarancı


bu senin sorun mutluşka
  İnsanı insan yapan nedir?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

14 Aralık 2020 Pazartesi

Tuhaf Bir Veda Vakti Sevgili Okur

 

Veda vakti geldi sevgili okur, bu blogun yazarı sana teşekkür eder. İyi ki varsın; içten geldiğin her zaman değiştirdin beni. Her seferinde yenilendim, ne de olsa nehirler durmaz.

****

İnsanın sürekli başkalaştığını düşünürüm. Yaşadıklarımız ve karşılaştıklarımız, düşüncelerimizi ve duygularımızı etkiler. Öylesine yazılmamış her yorum, yeni bir ben yarattı bu zamana dek. Bu hiç şüphesiz yazma sürecimin devamlılığını da sağladı. Çıkardığım sesi birinin duyması çok değerli.

***

Yaşam elbette sonsuz değil. Hepimiz iki istasyon arasında onca durağı geçerek yolculuk yapıyoruz. Kendim için bu duraklardan birkaçı olarak kabul ediyorum blog yazarlığını. Seninle ortak duraklarda buluşabildiğimiz için şanslıyım, mutluyum. Pek çok şeyden konuştuk: Filmler, diziler, kitaplar, dergiler, şarkılar... Öykülerimi, denemelerimi gösterdim sana. Bazen hissettiklerimi paylaştım, bazen düşündüklerimi. Belki biraz acı ve karamsar bir son olacak, ama her güzel şey gibi bu da tükendi işte.

**

Ben, Mutlu Anlar Koleksiyoncusu. Sen, sevgili okur, mutluşka. Bizim için tuhaf bir veda vakti. Belki bir gün yeniden karşılaşıncaya kadar hoşça kal! Kendine iyi bak. Mutlu ol. Umudunu hiç kaybetme. Neşeli sevgilerle!

*

Sen bu satırları okuduğunda yazmayı bırakmış ya da artık yazamıyor olabilirim. Ancak 2020 senesinin son ayını yarıladığımız şu günlerde hâlâ buradayım ve burada olmaya devam edeceğim :) O zaman durup dururken neden veda havasına kapıldık? Hemen anlatayım. Bugün üst üste denememe rağmen Blogger'a giremedim. Şifreyle ilgili sorun yaşarsam diye güvenlik önlemimi almıştım, ancak garip bir şekilde herhangi bir hesabın bulunamadığına dair bir uyarıyla karşılaştım. Muhtemelen yazım hatası yaptığım için böyle bir şey başıma geldi. Fakat yine de bu deneyim beni bazı şeyleri düşünmeye itti. Blog Mahallesi'nde "Mutlu Anlar Koleksiyoncusu" olarak dolaşıyorum. Aralar versem de geçen zaman az değil. Bu süreçte birçok insanın üslubunu, ilgi alanınını, bakış açısını, yaklaşımını, hobilerini, fikirlerini ve hislerini yavaş yavaş öğrendim, yani biraz olsun tanıdım. İçlerinde, rastladığıma gerçekten mutlu olduğum kişiler var, onları da koleksiyonuma kattım. Burada zaman geçirmeyi seviyorum, ancak herhangi bir nedenle mahalleden koparsam ne olur? (Blog yazmayı isteyerek bırakmaktan söz etmiyorum.) Buradaki komşularımla tek etkileşim alanım yorumlar; Blogger'dan başka herhangi bir sosyal ağ kullanmıyorum. Sistemsel bir problemle, platformun kapanmasıyla  veya başka bir sebeple bir anda bu bağlantı ağının dışında kalırsam, yarattığım "Mutlu Anlar Koleksiyoncusu" karakteri açısından ölüm gibi bir şey olur herhalde. Farklı ihtimalleri göz önünde bulundurarak, bu blogun en azından bir vedayı hak ettiğini düşündüm. Hoşça kal sevgili okur... ve tabii ki yeniden merhaba!

 


bu senin sorun mutluşka
Bir vedanın olmazsa olmazı nedir?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

11 Aralık 2020 Cuma

Kitap Taslağı #Öykü


Yazıyorum, siliyorum, tekrar yazıyorum, yine siliyorum, yazı... yoru.. yoruluyorum. Beton kutular arasında sıkışmış bir hayat gibi harflerin ortasında bocalıyorum. Bağırmak istiyorum. İçimdeki tüm havayı boşaltmak istiyorum. Eski bir apartmanın kırık dökük bacasından farkım yok. Gri bulutlar yükseliyor ruhumdan. Eli kulağında; birazdan başlar. Yağmurda ıslanırız. 

****

Boğazımda bir düğüm... Nefesim kesiliyor. Nasıl bilirdiniz? Kimse bilmiyor. Kimsenin duymadığı bir boşluktayım, belki de boşluğun ta kendisiyim. Gün çantasındaki ip gibi düğümleniyorum. Kendinden vazgeçmiş bir karmaşayım. Karmaşa... Karma... Kar... Anı yaşa. Anılarda yaşıyorum. Geçmiş, yakamı bırakmıyor. 

***

"Büyüyünce ne olacaksın?" diye sormuşlar ipe. "Yelek olacağım." diye cevap vermiş. 

**

Denizin üstünde oradan oraya sürüklenen bir yelkenliyim. Rüzgâra göre yaşıyorum uzun zamandır. Bazen güneş açıyor, bazen yağmur yağıyor. Bazen aç, bazen susuz kalıyorum; ama yıldızlar en güzel buradan görülüyor. Günlük rutinlerim var: Viyaklayarak gelen martıların önünde saygıyla eğiliyorum. Uçabilmek ne büyük bir özgürlük! Kendime bakıyorum: "Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduklarında verdiğim cevaplardan hayli uzakta, yaşadıklarım. İpse çoktan yelek oldu da ısıttı birini.

*

 - Bunlar değil. Hiçbir yayınevi bu kadar dertli satırlara kâğıt harcamaz. Zaten toplum yeterince karamsar. Onlara komedi lazım, eğlence lazım. Yırt at bu sayfaları. Acı, para etmez. Tabii, aşk acısı hariç. Aşk her zaman satar.

- Hiçbir zaman piyasa insanı olmadım. Sevsinler, beğensinler, takdir etsinler diye üretmedim. Evet, hak ettiğim değeri görmedim. Ama kendim olmaktan da hiç vazgeçmedim. Böyle bir hayatta ne yapabilirim, bilmiyorum...  Oldu ki satmadı, ne fark eder?



bu senin sorun mutluşka
İnsan neden yaşar?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

7 Aralık 2020 Pazartesi

Öfkeli Nokta, İsyankâr Virgül #Öykü

 Şeyma Nil'e*

Kameraman arkadaşım Bulut'la beraber, başkentteki olayları siz değerli seyircilerimize aktarmaya devam ediyoruz. Her şey, sabaha karşı 4 sularında, Büyük Paylaşım Kütüphanesi'nde meydana gelen patlamayla başladı. Şehrin birçok noktasından duyulan bu şiddetli patlama, güvenlik birimlerini, itfaiyeyi ve sağlık ekiplerini alarma geçirdi.

****

Patlamadan sonra olay yerine gelen görgü tanıklarıyla yaptığımız röportajı bir kez daha ekranlarınıza getiriyoruz:

- Olay yerini ilk gören kişilerdensiniz, öyle değil mi? Bize burada karşılaştığınız manzarayı anlatır mısınız?

- Evet, kuzenimle birlikte ilk görenlerdeniz. Cadde üstünde bir lokantamız var, mesai öncesi hizmet vermek için hazırlıklara erkenden başlıyoruz. Bugün de her zamanki gibi dört buçukta iş yerimizde olacaktık. Ancak gelirken kulakları sağır eden bir patlama sesi duyduk, sonra da yıkıntıları gördük. Patlamanın gerçekleştiği saat şehir için hayli erken olduğundan büyük bir felaketin önüne geçildi. Fakat yine de burada gördüklerimiz tüyler ürperticiydi.

- Nasıl yani? Biraz ayrıntı verir misiniz? Yaralılardan mı söz ediyorsunuz?

- Patlama, iş merkezlerinin ve kamu mekânlarının yaygın bulunduğu bu muhitte sabaha karşı gerçekleştiğinden etrafta pek insan yoktu. Bildiğimiz kadarıyla herhangi bir can kaybı söz konusu değil. Birkaç ufak sıyrık dışında yaralanma vakalarına da şahit olmadık.

- Tüyler ürpertici dediğiniz nedir o zaman?

- Bunu nasıl anlatabileceğimi bilmiyorum. Tuhaf... Çok tuhaftı. Hani, çocuk kitaplarında nokta tamamlamaca oyunları olur ya noktaları sırayla birleştirirsiniz ve ortaya bir şekil çıkar. Sanki öyle bir şeklin içinde gibiydik. Her tarafımızı başı boş noktalama işaretleri sarmıştı.

***

Sevgili seyirciler, bugün sabaha karşı 4 sularında başkentte, Büyük Paylaşım Kütüphanesi'nde meydana gelen patlamadan sonra iyi haber şu ki hiçbir vatandaşımız hayatını kaybetmedi, birkaç hafif yaralanma dışında herhangi bir vaka da bildirilmedi. Ancak başta kütüphane olmak üzere civardaki pek çok mekânda hasar oluştu... Görgü tanıklarının da belirttiği gibi alanda çok sayıda noktalama işareti bulunuyor. Patlamayla birlikte kütüphanedeki kitap ve dergilerden caddeye fırlayan noktalama işaretleri yedi buçuk saattir eylemlerini sürdürüyorlar ve katılım anbean artıyor. Ancak ne istedikleri henüz tam olarak anlaşılabilmiş değil. Kameraman arkadaşım Bulut'tan çevredeki binaların pencerelerini göstermesini rica ediyorum. Sanki bir yangında dört duvar arasına hapsolan dumanların kararttığı camları görüyorsunuz, ama bunlar is değil, noktalama işaretleri. Evet, yanlış duymadınız, bunlar noktalama işaretleri. Kitap, dergi, gazete gibi basılı medyalardan adeta püsküren noktalama işaretleri, başta pencereler olmak üzere bulabildikleri her açıklıktan dışarı çıkmaya çalışarak eylemlere katılmak istiyorlar.  Güvenlik güçlerinin envanterinde noktalama işaretleriyle mücade edebilecek araç ve gereç olmadığı için şu ana dek eylemcilere etkin bir müdahalede bulunulamadı. Ancak edindiğimiz bilgilere göre bilim insanları  güçlendirilmiş silgiler geliştirmek üzere durmaksızın çalışıyorlar. Olay yerinden aktaracaklarımız şimdilik bu kadar. Söz tekrar İstanbul stüdyomuzda.

**

Bir son dakika gelişmesi için yeniden karşınızdayız. Önceki bağlantımızda, eylemci noktalama işaretlerine müdahale etmek için bilim insanlarının geliştirmekte olduğu güçlendirilmiş silgilerden söz etmiştik. Bunun üzerine yazar ve şairlerden oluşan bir topluluk çekincelerini paylaşmak için yetkililerle bir araya geldi. Yapılan görüşme sonucunda iki yazar, iki şair ve iki yetkilinin katılımıyla oluşturulan komisyonun, eylemci noktalama işaretleriyle müzakere görüşmelerine başlamasına karar verildi. Bu arada güçlendirilmiş silgiler ile anlamın yitirileceğine dair kaygı duyan okuryazarların da eylemlere katıldıklarını görüyoruz. En kısa zamanda uzlaşılmazsa işlerin çığrından çıkmasının kaçınılmaz olacağı düşünülüyor.

*

Sevgili seyirciler, saatlerdir devam eden eylemler nihayet sona erdi. Şu an eylemci noktalama işaretlerinin, geldikleri yerlere usulca döndüklerini görüyoruz. Açıkçası bu olağanüstü süreci nasıl anlatabileceğimi bilmiyorum. Kameraman arkadaşım Bulut'tan eşine rastlanmayan bu olayı görüntülemesini rica ediyorum... Yazar, şair ve yetkililerden oluşan komisyon ile noktalama işaretlerinden seçilen temsilciler heyetinin görüşmeleri mutabakatla sonuçlandı. Noktalama işaretlerinin talepleri değerlendirildi ve büyük oranda kabul edildi. Basın mensuplarıyla da paylaşılan uzlaşma metni şu an ekranlarınıza geliyor. Ben de bir yandan okumak istiyorum: 

Pek çok noktalama işareti var ve her birinin kullanım alanına dair çeşitli kurallar bulunuyor. Herkesin bunları noktası noktasına bilmesini beklemiyoruz. Ancak noktalama işaretlerinin hiç yer almadığı metinlere de anlam veremiyoruz. Edebi eserlerden bilimsel yayınlara, resmi evraklardan mektuplara, kişisel notlardan dijital yazışmalara dek yazılı iletişimin onca alanında noktalama işaretlerinin gerekliliğini size hatırlatıyoruz. Aşağıda sıraladığımız basit kurallara herkesin uymasını istiyoruz. Unutmayın ki bu salt bizim istihdamımız için değil, aynı zamanda sizin aktaracağınız kültür için de önemlidir. Çünkü noktalama işaretleri olmadan anlam eksik kalır.

1- Noktalama işaretleri, sonuna geldikleri sözcüklere bitişik yazılacak.

2- Temel kullanım yerlerinde nokta, iki nokta, üç nokta, virgül, noktalı virgül, tırnak işareti, soru işareti ve ünlemden sonra mutlaka bir karakter boşluk bırakılacak.

3- Soru sorulan, yani karşılığında cevap beklenen cümleler soru işaretiyle sona erecek.

4- Saat yazımında saat ile dakika arasına nokta konacak. (21.30)

5- Kesme işaretinden sonra boşluk bırakılmayacak. (Türkiye'nin güzellikleri saymakla bitmez.)

6- Sayılara gelen ekler kesme işaretiyle ayrılacak. (2020'nin yavaş yavaş sonuna geliyoruz.)

7- Alıntılar, tırnak işareti ile gösterilecek. Alıntı sonundaki noktalama işareti tırnak içinde kalacak. ("İyi ki buradasın." dedi.) Tırnak işareti kullanılmayan alıntılardan sonra virgül konacak. (İyi ki buradasın, dedi.)

8- Eser adları, yazı başlıkları ve özellikle vurgulanmak istenen ifadeler cümle içinde tırnak işaretlerinin arasında ya da eğik yazıyla yazılacak. (Bu kitabın adı "Üçü Benzemez Portakallar" olabilir.)

9- İlgili örnek ve açıklama yapılacağı zaman önceki cümlenin sonuna iki nokta konacak. (Türkiye'nin önde gelen üniversitelerine örnek verelim: Boğaziçi Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi.)

10- Alay, kinaye, küçümseme anlamı vermek için kullanılacak ünlem, yay ayraç içinde gösterilecek. (Onun çok akıllı (!) olduğunu düşünüyor.)

 

İmzalar

Nokta.

Virgül,

Soru İşareti?

Ünlem!

İki Nokta:

Noktalı Virgül;

Üç Nokta...

Kesme İşareti'

Tırnak İşareti"   "

Yay Ayraç(   ) 

Yazarlar

Şairler

Yetkililer

 

*"Blog Yazarlarına Öylesine Öneriler"i sıraladıktan sonra Buluttan Öte blogunun yazarı Şeyma Nil, yaptığı bir yorumda noktalama işaretleriyle ilgili de bir seri yazmamı önermişti. Noktalama işaretlerini pek severim, ancak onlar hakkında uzun uzun yazarsam ders verir gibi bir hâle bürüneceğimi düşündüğümden (ne haddime), bence yazan herkesin bilmesi gereken birkaç kuralı bir öyküye yedirerek paylaşmaya karar verdim. Şeyma Nil olmasaydı, noktalama işaretlerini bir kurmacada işlemek aklıma gelmeyebilirdi. Bu nedenle "Öfkeli Nokta, İsyankâr Virgül" öyküsünü ona ithaf ediyorum.  


bu senin sorun mutluşka
Kendini hangi nesneyle özdeşleştirirsin?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

4 Aralık 2020 Cuma

İyi Bir Blog Yazarı mısın? #Test


Blog yazmayı ve blog okumayı çok seviyorum. Bloglar hakkında konuşmayı da seviyorum. Blog yazarlığı ile ilgili önerilerimi sıraladığım "Blog Yazarlarına Öylesine Öneriler" bu sevginin bir yansıması. Şimdi, dört yazıdan oluşan o yazı dizisinin bir bakıma kontrol testini hazırladım. 20 basit sorudan oluşan bu test, verdiğin cevaplara göre bir değerlendirme ile son bulacak. Hangi soruda A, hangi soruda B seçeneğini işaretlediğini not almayı lütfen unutma. En son ona ihtiyacın olacak. Bazı sorularda eğik çizgi (/) ile birden çok olası cevabı aynı şıkka bağladım. Okurken kafan karışmasın; onlardan birini seçebilmen o şıkkı işaretlemen için yeterli. Hazırsan başlayalım.

1 ) Ziyaretçilerin bloguna girer girmez otomatik olarak açılan müzik veya video yayınıyla karşılaşıyorlar mı?
A- Hayır, karşılaşmıyorlar.
B- Evet, karşılaşıyorlar.

2) Ziyaretçilerin bloguna girerken içerik açısından gerekmediği hâlde "Hassas İçerik Uyarısı" ile karşılaşıyorlar mı?
A- Hayır, karşılaşmıyorlar.
B- Evet, gerekmediği halde bu uyarıyla karşılaşıyorlar.
(Not: Bu uyarı ile ne gibi içeriklerin kastedildiği Blogger platformunun yardım dokümanlarında mevcut.)

3) Blogunda arka plan açık renk, yazılar (blog başlığı, metin başlığı, metin, tarih, eklenti başlıkları vb.) ise koyu renk mi?
A- Evet, arka plan açık ve yazılar koyu renk.
B- Hayır, arka plan koyu ve yazılar açık renk.

4) Blogundaki yazılar boyut olarak normal seviyede mi?
A- Evet, blogumdaki yazılar boyut olarak kolay okunabilir, diğer pek çok sitede olana yakın, normal seviyede.
B- Hayır, yazı karakterlerim çok küçük/büyük. 

5) Blogundaki tüm yazılarda (blog başlığı, metin başlığı, metin, eklenti başlıkları vb.) sade ve kolay okunan yazı karakterleri kullanıyor musun?
A- Evet, sade ve kolay okunan yazı karakterleri kullanıyorum.
B- Hayır, süslü/gösterişli/kıvrımlı yazı karakterleri kullanıyorum.

6) Blogundaki tüm yazılarda (blog başlığı, metin başlığı, metin, eklenti başlıkları vb.) kullandığın yazı karakterleri Türkçeye uygun mu? (Yani ş, ç, ğ gibi harflerin ayrıksı durup durmadıklarını soruyorum. Örneğin: değirmen.)
A- Evet, tüm yazılar Türkçe karakterlere uygun.
B- Hayır, ğ ve ş gibi harflerde seçtiğim yazı karakteriyle uyumsuzluk oluyor.

7) Blogundaki reklam kutuları göze batıyor mu?
A- Hayır, reklam kutuları blogdaki diğer nesnelerle benzer boyutlarda ve renklerde olduğu için göze batmıyor. / Blogumda reklam yok.
B- Evet, reklam kutuları çok büyük. / Otomatik açılan reklam kutuları (pop-up) var. / Metin içi reklam kutuları var.

8) Yayınlarındaki görseller, üzerlerine tıklandığında yeni sekmede/pencerede açılıyor mu?
A- Hayır, okunan yayının üzerinde öne çıkıyor. (lightbox)
B- Evet, yeni sekmede/pencerede açılıyor. 

9) Yayınlarında yer verdiğin iç (blogundaki diğer sayfalar) ve dış (başka sitelerdeki şarkı, haber vb.) bağlantılar yeni sekmede/pencerede açılıyor mu?
A- Evet, açılıyor.
B- Hayır, açılmıyor.

10) Metin veya görsel alıntıların için kaynak gösteriyor musun?
A- Evet, kaynak gösteriyorum.
B- Hayır, kaynak göstermiyorum.
(Not: "Görseller Google'dan alıntıdır." veya sadece "alıntıdır" yazmak kaynak göstermek demek değildir.)

11) Blogunda Takipçiler/İzleyiciler eklentisi var mı? Bu eklenti rahat görülüyor mu ve blog başlığına yakın mı?
A- Evet, var; rahat görülüyor ve blog başlığına yakın.
B- Hayır, yok. / Var, ama rahat görülmüyor. / Var, ama blog başlığına çok uzak.

12) Yayınlarına herkes yorum yazabilir mi?
A- Evet, herkes yorum yazabilir.
B- Hayır, sadece ekip üyeleri yorum yazabilir. / Blogumda yorum yazılmasına izin vermiyorum.

13) Yorum yazma kısmı yayınla bütünleşik mi?
A- Evet, bütünleşik.
B- Hayır, yorum yazma kısmı yeni pencerede açılıyor. 

14) Okurların yorum yazmak istediklerinde robot/insan doğrulamasından (captcha testi) geçiyor mu?
A- Hayır, bir yorum yazıldığında doğrudan gönderilebilir.
B- Evet, yorum göndermeden önce robot olunmadığına dair doğrulama uygulamasının yapılması gerekir.
(Not: Burada sözünü ettiğim, yorumların blog sahibi tarafından denetlenildikten sonra yayınlanması değil.) 

15) Yayınların için aldığın her yoruma cevap veriyor musun?
A- Evet, aldığım her yoruma cevap veriyorum. (Gereksiz yorumlar [spam] hariç)
B- Hayır, yorumlara cevap vermiyorum. / Bazı yorumlara cevap verip bazılarına cevap vermiyorum.

16) Diğer blogları okuyor ve onlara yorum yazıyor musun?
A- Evet, diğer blogları okuyor ve onlara yorum yazıyorum.
B- Hayır, diğer blogları ziyaret etmiyorum. / Sadece bana yorum yazan blog yazarlarının bloglarını ziyaret ediyorum.

17) Blogger'ın hazır temalarından birini kullanıyor musun?
A- Evet, Blogger'ın hazır temalarından birini kullanıyorum. / Harici tema kullanıyorum ve bu konuda iyi derecede teknik bilgim var.
B- Hayır, harici tema kullanıyorum ve bu konuda teknik bilgim yetersiz.

18) Blog içeriğini yedekliyor musun?
A- Evet, yazı ve görüntüleri bilgisayarımda veya sanal depolama araçlarında arşivliyorum. / Blogu tamamen yedekliyorum.
B- Hayır, içeriklerimi sadece blog bünyesinde tutuyorum.

19) Blogger kullanıcı profil sayfanda, güncel olmayan bir veya birden çok blogun listeleniyor mu?
A- Hayır, sadece güncel blogum (veya bloglarım) listeleniyor.
B- Evet, bütün bloglarım listeleniyor. / Blogum (veya bloglarım) listelenmiyor.

20) Blogger kullanıcı profil sayfanda konum olarak "Türkiye" yazıyor mu?
A- Evet, yazıyor. / Türkiye'de değilim, ama yaşadığım ülke (veya "Türkiye") yazıyor.
B- Hayır, yazmıyor.
 

Test burada sona erdi. Şimdi sonuç zamanı. Cevaplar arasında kaç kere A şıkkını seçtiğine göre bir değerlendirme yapacağız. Tabii ki her sorunun değeri ve gerekliliği aynı ölçüde değil. Zaten amaçladığım sadece farkındalık yaratmak. Yoksa kimim ki ben değerlendirme yapayım. Yine de âdet yerini bulsun diye bir sonuç bölümü hazırladım.

  • 1 ila 5 kere A cevabını verdiysen;

Blog açarak Blog Mahallesi'nde olman bir komşun olarak beni çok mutlu ediyor. İyi ki aramızdasın. Ama "dost acı söyler" diyerek bir noktaya dikkatini çekmek istiyorum: Yaşattığın blog deneyimi biraz kötü. Daha iyi bir blog yazarı olacağına eminim; biraz heves, biraz gayret. Yapabilirsin.

  • 6 ila 10 kere A cevabını verdiysen;

Gelecek seçimlerde Blog Mahallesi'nin muhtarı olman belki zor, ama biraz daha özen gösterirsen muhtar azası olman kaçınılmaz. Blog Yazarlarına Öylesine Öneriler'i baştan itibaren okursan senin için yararlı olabilir.

  • 11 ila 15 kere A cevabını verdiysen;

Sen bu işten anlıyorsun! Sanıyorum ki bir okur olarak benim de sık sık ziyaret ettiğim bloglardan birini yazıyorsun. İyi ki sen de Blog Mahallesi'ndesin. Birkaç mesele var, onları göz önünde bulundurursan benim gelecek seçimlerde muhtar adayım sensin!

  • 16 ila 18 kere A cevabını verdiysen;

Blog yazarlığı konusunda gerçekten iyisin! Ne yaptığının farkındasın. Etkileşimi önemsiyorsun ve bunun kaliteli olması için elinden geleni yapıyorsun. Birazdan bloguna geleceğim; çünkü burada güzel zaman geçireceksem mutlaka sana da uğramalıyım. Belki birkaç noktaya daha dikkat edebilirsin. Ama o kadar eksik herkeste olur!

  • 19 veya 20 kere A cevabını verdiysen;

Ne denilebilir ki? Çok iyisin. Sana şapka çıkarıyorum. İyi ki varsın! İyi ki Blog Mahallesi'ndesin. Bu arada muhtarım, ne zaman uygun olursun? Müsait zamanında ikametgâh belgesi almaya geleceğim.

A'ların hepsi bana göre olumlu durumları işaret ediyor. B cevabı verdiğin her soruyu tekrar okumalı ve bence bu konuda bir şey yapmalısın. 

Uzun bir içerikti, sonuna kadar geldin, teşekkür ederim. 

Blog Yazarlarına Öylesine Öneriler'i okumak için başlığa tıklayabilirsin.



bu senin sorun mutluşka
En son hangi duyguyu yaşadın?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<