26 Şubat 2021 Cuma

Küskün Yapay Zeka #Öykü

Uyandığında, güneşin mesaisi henüz başlamamıştı. Kolunu kaldırınca odanın harekete duyarlı lambası yandı. Yapay Zeka'nın sesi biraz mekanik olsa da tınısında hoş bir duygu vardı.

"Günaydın... Güne başlıyor musun?"

"Evet..."

"Nasıl bir başlangıç yaşamak istersin?"

"Enerjik."

"Pekala. O zaman ışıkları yükseltelim. 'Enerjik' listesinden rastgele bir şarkı seçiyorum. Ancak henüz çok erken olduğu için sadece yatak başlığından ses duyacaksın."

"Olur... Küveti doldurur musun?"

"Maalesef. 'Su tasarrufu' modunda olduğum için bu işlemi gerçekleştiremiyorum. Sistem masasına geçip gerekli ayarlamaları yaptıktan sonra yeniden komut verebilirsin. Şimdilik, müziğin notalarında yıkanabilirsin."

"Şaka yapmaya çalışmasan daha iyi olur sanki."

"Geliştiricilerim bu konuda durmaksızın çalışıyorlar. Senin için en kısa zamanda daha komik olacağım."

"Benim için komik olmana gerek yok."

"[Bildirim] Aşkım'dan yeni bir iletiniz var."

"O, benim aşkım, senin değil. Bunu önceden de söylemiştim. Hani öğrenen bir makineydin sen?"

"Özür dilerim. Müşteri temsilcine bağlanmamı ister misin?"

"Boş ver... Saat daha çok erken."

****

"Aşkım Bey, kapının önünde bekliyor. Açmamı ister misin?"

"Evet, ama o benim aşkım, senin değil."

"Aynı sorun bir saat içinde ikinci kez gerçekleştiği için hizmet standartlarımız gereği otomatik olarak müşteri temsilcine bağlanıyorum."

"Merhaba! Ben, Hayat Arkadaşım Zeki Robotlar A.Ş.'den müşteri temsilciniz Kerim. Size nasıl yardımcı olabilirim Sevda Hanım?"

"Şu an hiç sırası değil, misafirim geldi ve kapıda bekliyor. Yazılım kendi kendine bağlandı. Görüşmeyi sonlandırabiliriz."

"Ancak ürünün son güncelleştirmesiyle birlikte kabul ettiğiniz kullanım şartları uyarınca, aynı sorun bir saat içinde birden çok kez gerçekleştiğinde..."

"Kerim Bey, müsait olmadığımı söylüyorum ve siz uzun cümlelerle beni oyalıyorsunuz."

"İsterseniz sistem üzerinden kapınızı açabilirim."

"Hayır, teşekkür ederim. Kendi kendime yapabilirim."

"Nasıl isterseniz. O zaman konumuza dönelim. Aynı sorun bir saat içinde birden çok kez gerçekleştiğinde..."

"Dalga mı geçiyorsunuz benimle. Lütfen görüşmeyi sonlandırın, yoksa donanımın fişini çekerim."

***

"Hoş geldin aşkım! Yolculuğun nasıl geçti?"

"İyiydi sevgilim, neyse ki rötar yapmadan kalktı."

"Çok özledim seni. Bu sefer biraz uzun sürdü."

"Üç gün diye gittim, bir hafta oldu. Ben de seni çok özledim."

"Açsın, değil mi?"

"Hem de nasıl."

"O zaman hemen kahvaltı hazırlayayım. İstersen duş al önce."

"Çok iyi olur gerçekten... Bu arada, seninkinin sesi çıkmıyor, hayırdır?"

"Küstü bana."

"Küstü mü? Yapay Zeka'lar küser mi ya?"

"Bak, göstereyim... Yapay Zeka, panjurları açar mısın?"

"Güncelleştirme 20.21 gereğince, bir saat içinde birden çok kez gerçekleşen sorunlarda, müşteri temsilcisiyle iletişim kurulup, sorun hakkında gerekli bilgiler ar-ge birimimize aktarılmak zorundadır. Tarafınızla başlatılan görüşme yarıda kesildiği için firmamızca sunulmakta olan Yapay Zeka desteği askıya alınmıştır."

"Sorun neydi ki?"

"Sana 'aşkım' diyordu!"

**

"Aşkım Bey merhaba, geldiğinizi fark etmedim."

"Hâlâ 'aşkım' diyor!"

"Geldiğimde uyuyordun Yapay Zeka."

"Merhaba! Ben, Hayat Arkadaşım Zeki Robotlar A.Ş.'den müşteri temsilciniz Kerim. Size nasıl yardımcı olabilirim Sevda Hanım?"

"Daha önce de görüşmüştük Kerim Bey. Hizmetim askıya alındı, bu nedenle bağlantı kurulmasını istedim."

"Evet, incelemelerime göre üç dakika önce görüşme bildiriminde bulunmuşsunuz ve Yapay Zeka'nız tekrar devreye girmiş. Aynı sorunu bir saat içinde birden çok kez yaşadığınız için bu görüşmeyi gerçekleştiriyoruz. Yaşadığınız sorunu bizimle paylaşabilir misiniz?"

"Yazılımınız nişanlıma 'aşkım' diye hitap ediyor."

"Yapay Zeka ürünlerimizin temel duyguları bulunmaktadır, ancak aşk gibi tutkulu duygular sistemlerimize özellikle tanımlanmamıştır."

"Daha şimdi 'Aşkım Bey merhaba...' dedi. İsterseniz ona sorun."

"Yapay Zeka, aktarılan bilginin doğruluğunu teyit eder misin?"

"Olumlu. İşlettiğim yazılıma göre, kişilere -özel olarak tanımlanmalar hariç olmak üzere- rehberde kayıtlı oldukları şekilde hitap etmekteyim."

"Sorun anlaşıldı. Teşekkür ederim Yapay Zeka. Sevda Hanım, nişanlınız rehberinizde 'Aşkım' olarak mı kayıtlı acaba?"

"'Aşkım' mı? Hani rehbere böyle kaydetmek senin için çok çağ dışıydı?"

"Karar değiştirdim. Bir gidiyorsun, bir hafta gelmiyorsun. Sen de beni 'aşkım' diye kaydedeceksin."

"Sevda Hanım böldüğüm için üzgünüm, ama diğer müşterilerimize de hizmet verebilmek için sorunu çözümleyip bu görüşmeyi sonlandırmam gerekiyor. Eğer Yapay Zeka'nın, nişanlınıza 'Aşkım' diye hitap etmesini istemiyorsanız, sistem masasında 'özel kimlikler' sekmesi altında onu ismiyle veya istediğiniz şekilde kaydedebilirsiniz. Böylece sorun çözülecektir. Yardımcı olabileceğim başka bir konu var mı?"

"Hayır, teşekkür ederim."

"Ben teşekkür ederim. İyi günler dilerim. Kendinize çok iyi bakın."

*

Sevda ve nişanlısı bütün gün uzaktan çalışıp iyice yoruldular, hafif bir akşam yemeğinin ardından koltuklarına kurulup bir film seçtiler. Buldukları romantik komediyi izlemeye başlamadan önce Yapay Zeka'yı uyku moduna aldılar. Gece yeni başlıyordu ve bazı verilerin işlenmesine gerek yoktu. 



bu senin sorun mutluşka
Ruhuna ne söylemek istersin?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

22 Şubat 2021 Pazartesi

Sekizinci Pazartesi #Haftalık

 

Haftalık notları, pazarı pazartesiye bağlayan gece yazsam daha iyi olacak. Ancak pazar akşamları, genellikle son anlara bıraktığım "yetiştirilecekler" ile uğraştığım için buna pek sıra gelmiyor. Neyse. "On Bin Adım"dan söz etmiştim geçen haftalarda. Sekiz bölümde bitti sanmıştım, bitmemiş. İki bölüm daha izledim, sezon finali oldu. Aslında çok sevebileceğim bir yapım, fakat bazen fazla yapaylaşıyor. Gerçi karakterleri düşününce böyleleri de var, kimine göre ziyadesiyle gerçekçi gelebilir.

****

Bakalım bu hafta hangi filmleri izlemişim... Gerçekten bakmaya gidiyorum, ajandama not almıştım. Eskiden, yani bu salgın yokken, yüz yıl önce galiba, büyük marketlere gidip dolaşmaktan keyif alırdım. Gıda marketleri olsun, yapı marketleri olsun, kitap mağazaları olsun... Şimdi her türlü kapalı mekân için son derece temkinliyim. Zorunluluklar dışında kendi kabuğumdayım; aylardır isteğe bağlı mekânlara gitmedim. Zaten pek çok ürün için internet alışverişleri yeterli oluyor. Bu hafta uzun bir aradan sonra hemen her türlü şeyin satıldığı büyük zincir marketlerden birine uğradım. Tuhaf; zevk almadım. Onca reyonu görmedim. Elimde bir liste vardı, ona odaklandım ve çabucak çıkmaya çalıştım. (Soğan ve patateslerin başında, belki bir yıldan çoktur görmediğim biriyle rastlaşınca çift maske ve mesafe ile birkaç dakika sohbet ettik, ama onu ne ben yazdım ne de sen okudun.) Ne diye başlamıştı paragraf, filmler... Birazdan.

***

Zaman nasıl da akıp geçiyor. Az öncenin "birazdan"ı, şu an "şimdi" oldu. Ajandaya bakınca hatırladım; Doğan Cüceloğlu'nu kaybettik. Kötü haberin yayıldığı sırada film izliyordum, duymamıştım. Arkadaşım arayıp söyledi. Üzüldüm. 83 yaş için "erken ölüm" denilebilir mi? Eğer Doğan Cüceloğlu gibi hâlâ üretken ve paylaşımcı bir yaşam sürdürülüyorsa elbette. Vefat ettiği günün akşamında bir Instagram yayınına katılacaktı... Ah hocam, çok erken bir kayıp... Nasıl ki Doğan Cüceloğlu yazılarında ve konuşmalarında insanın psikolojisinden söz eder, bu hafta okumaya başladığım bir dergi de (How It Works Özel Sayısı: İnsan Bedeninin Sırları) insanın anatomisini anlatıyor. Çok sayıda görüntü ile desteklenen yayının basit ve anlaşılır bir dili var.

**

2017-ABD yapımı, "Olacak İş Değil" (The Upside) izlediğim zamana değen bir film. Ahım şahım bir yanı olmasa da bana genel olarak iyi hissettirdi. "Köpek Dişi" (Kynodontas) için tek sözcükle ne diyebilirim? Sarsıcı. 2009-Yunanistan yapımı bu filmde, bazı kısımlarda ekrana bakmakta zorlandım. Sert tarafları var. Ancak bakış açısı kazandırmak yönünden işini çok iyi yapıyor. Minik bir uyarı; açık sahnelerinden dolayı herkese hitap etmeyebilir. 2015-Türkiye yapımı "Toz Bezi" belki sokakta yürürken yanından geçip gittiğimiz kişileri, belki de doğrudan bizi anlatıyor. Temizlik yaparak ekmeğini kazanan iki komşu kadının merkezinde bulunduğu doğal ve olası insan ilişkileri ve hikâyeleri. Benim için durağan bir filmdi, bundan dolayı etkilendiğimi veya beğendiğimi söyleyemem. 2011-İngiltere ve Avusturya yapımı "360" aslında tüm meselesini isminde ortaya koyuyor. Bir noktadan başlayarak 360 derecelik bir yolculuk yapsak -yani bir çember çizsek- yine aynı noktaya geliriz... Pek çok kez düşündüğüm konulardan biri ne biliyor musun? Kişilerin birbirlerine olan etkisi ve yaşadığımız hikâyelerin kesişgenliği. Bu film de bunu elinden geldiğince gösteriyor.

Neil Burger: Olacak İş Değil-6/10. Yorgos Lanthimos: Köpek Dişi-8/10. Fernando Meirelles: 360-6/10. Ahu Öztürk: Toz Bezi-5/10. 

*

Ve son paragraf.


bu senin sorun mutluşka
Neyi erteliyorsun?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

19 Şubat 2021 Cuma

Ömür Hanımgiller #Öykü


"Gözlerinin altı mosmordu. Belli ki bugün de sabaha kadar uyumamıştı. Ne kadar zorlandığı ortadaydı, ama yine de büyük bir kararlılıkla seanslara katılmayı sürdürüyordu. Ben onun yerinde olsam, şimdiye dek çoktan her şeyden, hatta kendimden bile vazgeçmiştim. Ama o savaşıyordu. Hayatın ona getirdikleri karşısında dimdik değilse de en azından kendi kendine durabiliyordu. Hayır hayır, tamamen kendi kendine değil, Doktor Bey'in de yardımıyla."

- Ömür, bir bakar mısın buraya?

- Buyrun Doktor Bey. 

- Aman Ömür, hasta mı var şu an. "Doktor" demesen de olur.

- "Hasta" demiyorduk ama Hakan Bey, onlar senin danışanın. Herkes stresli; bir sözcükten dolayı topa tutarlar seni.

- Abartıyorsun güzelim. Önemli olan niyettir, bütün has..., yani danışanlarım benim iyi niyetli olduğumu biliyorlar.

- Nasıl böyle emin olabiliyorsun kendinden?

- Gözlerinde görüyorum hayatım.

 ****

"Zamana dair sorunları var. Aslında bu sorun, saatten ziyade kendisiyle alakalı. Seanslara başladığından beri her seferinde en az bir saat önceden geliyor. Bekleme odasının hep aynı yerinde -pencereyle sağır duvarın birleştiği köşede- oturuyor. Eğer bir başkası, onun koltuğunda oturuyorsa gidip başında bekliyor. Hiçbir zaman sözlü veya fiziksel müdahalede bulunmuyor. Ama orada oturanın özel alanına giriyor ve bir şekilde ona oturduğu koltuktan kalkması gerektiğini hissettiriyor."

***

- Bugün nasıldı?

- Daha iyi. İlerleme gösteriyor.

- Biliyor musun, koltuğuna oturmadan önce pencereden dışarı seyretti. İlk defa.

- Sahi mi? Buna sevindim. 

- Aslında yapsa, çok güzel bir mesleği var. Başta biraz zorlanacak tabii, ama zamanla alışacak. Yeni şeyler ürettikçe, yaratmanın verdiği cesaretle kendini de iyileştirecek.

- Yaratmanın verdiği cesaretle kendini de iyileştirecek... Güzel söz.

- Aman baba! Ayrıca üçüncü sınıf oldum artık.

- Kocaman oldu benim kızım.

- Ne sandın? Diplomayı aldığım gün, kapıya adımı yazdıracağım.

- Psikolog ve yazar Ömür Hanım. Bir de güzel bir oda lazım sana. 

- Diğer odaya ben geçeceğim işte. Birkaç bir şey alıp düzenleriz.

- Acaba bir içmimarla mı anlaşsak? Mesela Kemal Bey'le. 

- Annem mi söyledi!?

**

- Anne, babama nasıl söylersin!

- Hakan! Ağzında bakla ıslanmıyor.

- Asıl senin ağzında bakla ıslanmıyor anne.

- Hanımlar, yemek vakti yaklaşıyor.

- Doğru söylüyorsun. Hadi kızım, üstünü başını değiştir, birazdan gelir.

- Kim geliyor, misafir mi var?

- Hakan?

- Anne, sana soruyorum.

- Bütün baklaları ıslatmamış olabilirim!

- Ah Hakan, lafa tutuyorsun beni, yemek yanacak.

- Anne! Baba!

- Dün alışverişte Kemal'le karşılaştım, o sırada baban da beni almaya gelmişti. Sen, Şule ile buluşmuştun hani. 

- Dün yaşadıklarımı bir günde unutmuyorum anne.

- Bizim yaşımıza gelince görürsün.

- Konuyu dağıtma lütfen. Sonra ne oldu?

- İşte Kemal'le baban tanıştılar. Tabii, baban Kemal'in rastalı saçlarını görünce biraz şok geçirdi, ama neyse. Kızının kimlerle takıldığını anlamak için de yemeğe davet etti... Tam olarak böyle miydi Türk filmi repliğin Hakan?

- Dalga geçme sevgilim. Baba olmadığın için bilemezsin.

- Sen de annelik duygusunu bilemezsin Hakan Bey!

- Yahu ne saçmalıyorsunuz siz? Biriniz annemsiniz, biriniz de babam işte. Yani sonuç olarak, Kemal'i yemeğe çağırdınız ve bunu bana şimdi söylüyorsunuz, öyle mi!

- Acı ama gerçek ki bunu Kemal de senden sakladı. Bence yol yakınken sen bu çocuğu bırak kızım.

- Hakan, kızı manipüle etme. Onu sen zorladın söylememeye. Aslında yemek sırasında sürpriz olacaktı sana, ama madem şu an biliyorsun, hadi hazırlan. Bir de misafiri varmış yanında.

- Ne misafiri? Ben neden bilmiyorum? Hem misafirin misafiri mi olurmuş?

- Öğleden sonra aradı, bir mahzuru olur mu diye sordu. Kuzeni gelmiş İstanbul'dan, evde yalnız bırakmak istememiş.

- Annesiyle babasını da getirseydi, bir de söz keserdik!

- Hakan'cım sakin ol lütfen. Tamam, anlıyorum, senin için sıradışı meseleler. Ama kızımız da büyüdü işte.

*

- Biriniz kapıya baksın... Yemeği fırından çıkarıyorum.

 - Ben babayım, kapıda yüz göz olamam.

- O zaman ben bakarım! 

- Olmaz öyle, çok hevesli gibi!

- E hevesliyim baba. Gelen, benim sevgilim.

- Yemek programında olsak, kapıyı geç açtık diye puan kırarlardı bizden.

- Hanım ne diyorsun Allah aşkına!

- Siz kendi aranızda karar verene kadar yemekleri tabaklara bölüştürdüm. Uyuşuk psikologlar! Çekilin, ben açarım.

- Merhaba Afet Hanım.

- Hoş geldin Kemal, geçin içeri.

- Bu arada, kuzenim Sena.

- Sen de hoş geldin kızım.

- Sena?

- Ömür?

- Siz tanışıyor musunuz?

- Evet! Senden önceki sevgilim, beni kuzeninle aldatmıştı!


bu senin sorun mutluşka
Neyin eksik?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

15 Şubat 2021 Pazartesi

Yedinci Pazartesi #Haftalık

Yeni haftanın ilk günü de bitmek üzere. Hızlıca karalayayım geçen haftamı da seriyi bozmayayım. Haftalık'ın yedincisindeyiz. Yani 2021'in yedinci pazartesisine ulaştık. Zamanın hızlı geçtiğini söylememe gerek yok sanırım.

****

Bu hafta bir dizi izledim. Gerçek dünyayı terk etmek için şahane seçeneklerden, diziler. Hatta filmlere göre de avantajlı bir yönü var: Süresi. Tabii televizyon dizilerimizden söz etmiyorum. Malum, 140 dakika civarı. Çoğu filmden uzun. Onlara da bakıyorum, o ayrı. Mesela Mucize Doktor'un bu haftaki bölümünde dizinin ana karakterlerinden biri kurşunlanarak öldürüldü. Diziye adını veren "mucize doktor" Ali Vefa karakterini canlandıran Taner Ölmez, o sahnede televizyonda görmeye alışık olmadığımız bir performansla oynadı. Etkilendim. Hatta o kadar ki ertesi gün yeniden açıp o kısmı izledim.

***

Ne diyordum, nereye geldi laf. Dönelim biraz. İzlediğim dizi, "Hanna". İlk sezonu (2019) sekiz bölümden oluşuyor. Bölümler, yaklaşık olarak bir saat. Neye baktığımı hiç araştırmadan, yani öyküsünden habersiz olarak seyretmeye başlamıştım. Böyle bir deneyimle, ilk bölümde konunun içine girmekte zorlandım. Ancak sonra, anladıkça hızlandı benim için. Birkaç farklı türü bir arada görüyoruz. Bazen iyiden iyiye "gençlik dizisi"ne evriliyor. Karakterin kendini keşfetme süreci açısından değerli, ama genelin içinde biraz dozunu aşmış gibi. Belki sezon, sekiz bölüm yerine altı bölüm olsa daha kararında olabilirmiş. Devam sezonu var.

**

Bir önceki hafta biraz rahatsızdım. Yeni yeni başladığım yürüyüşleri bu nedenle kesmiştim. Bu hafta da sürdürmedim. Kitap ve dergi okumadım... İki olumsuz cümlenin ardından biçimsel olarak olumsuz, ama anlamca olumlu bir cümle yazacağım: İngilizce ile sohbetimiz hâlâ kesilmedi. Genelde birkaç haftada vazgeçerim, bakalım bu sefer nasıl olacak. Hevesim dil öğrenmek üzerine, ama İngilizce sanki "zorunlu" gibi hissettiriyor bana. Bunca yıl hep derslerde gördüğüm için galiba. İtalyancaya mı dönsem ki?

*

Hava durumu bu sene pek ilginç. Mevsimlerin kafası karışık; dönüp duruyorlar. Hafta biterken kış şartları sertleşti. En sevdiğim şeylerden biri sıcak suyun altında yıkanmak.


bu senin sorun mutluşka
Şu an neredeysen etrafına bak; gördüklerin arasında en sevdiğin şey ne?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

12 Şubat 2021 Cuma

Sen Ne Ara Kayboldun? #Öykü

 - Hayatım, hadi gel, masa hazır. En sevdiğin yemekten yaptım.

- Şahane kokuyor sevgilim, birkaç dakika izin verir misin, hemen geleceğim.

- Roman üzerinde mi çalışıyorsun yine?

- Evet canım, biliyorsun, bir anda düşüyor zihnime, şimdi yazmazsam aynı tadı yakalayamam.

- Ama soğuyunca da bu yemeğin tadı kaçar.

- Sen yapmışsın bir kere, nereye kaçıyormuş? Soğutmadan başla istersen, birkaç lokma sonra yanındayım. Afiyet olsun bi'tanem.

****

"Bunun için mi büyüdüm ben? Hiçbir şey olamamak için. Onca ağacın, belki canları yanarak ürettiği oksijeni tüketmek için, yani bunu hak etmek için ne yaptım? Her sabah uyanıyorum, yüzümü yıkıyorum, yemek yiyorum, sonra bir türlü aralarında düşüp kaybolmadığım üç noktanın ardından dişlerimi fırçalayıp uyuyorum. Az önce ağladım; büyürken topladığım hatıraları düşünerek kendimi dağıttım. Gözyaşı toplarım, yanaklarımdan kayarken umutsuzluğum canımı yaktı. Hiç çocukluk hayallim olmadı benim. Kum saatinin her bir zerreciği geride kalırken aynı zamanda çocukluğumdan da uzaklaştım. Şimdi bir büyüğüm. Açsan belki şişede durduğum gibi durmayacağım. Biraz Türk kahvesi karıştırsan değişecek tadım, rengim, neşem."

***

- Sevgilim, ellerine sağlık, çok güzel olmuş.

- Biraz soğudu ama, beğendin mi gerçekten?

- Ah, ben bu ses tonunu çok iyi tanıyorum. Seni beklettiğim için gerçekten üzgünüm, ama biliyorsun işte.

- Tamam tamam, yazabildin mi bari?

- Yeni bölümün taslağını çıkardım. Artık yavaş yavaş genişletip olgunlaştıracağım.

- Hiç anlatmadın, bu defa ne hakkında yazıyorsun?

- Sahiden, hiç konuşmadık. Öylesine bir adam. Hepimiz gibi. Sokağa çıkınca yanından geçip gittiğimiz kişilerden... Kaybolmak üzerine bir olay örgüsü kurguluyorum.

- Nasıl yani? Şehirde mi kayboluyor? Bu kadar teknolojik bir çağda, teknolojiyi reddeden bir karakter mi?

- Hayır bi'tanem. İçsel bir kayboluş onunki.

**

"İnsan daha çok acılarını hatırlıyor. Mutsuz olduğu zamanlarını. Belleğim, belki birçok insanınkinden daha güçlü. Belleğim, benim zayıf noktam."

Olmuyor, olmuyor, olmuyor... İstediğim duyguyu veremiyorum. Sözcükler düğümlenince dilim çözülmüyor. Yalnız bir adam. Sıkışmış kalmış. Ama nerede? Toplum yüzünden mi, yoksa hiç susmayan iç seslerinden dolayı mı boğuluyor? Belki de her ikisi. Acaba önceden nasıldı? Hep mi böyleydi? Belki daha etkin biriydi, sonradan bir kırılma noktası yaşadı ve durağanlaştı... Kırılma noktası. Bunu kullanmalıyım. Nerede kırıldın sayın karakter? Kim kırdı seni de böyle soyutlandın yaşadığın dünyadan? Yalnızken neler yaparsın? Mesela müzik dinler misin? Acaba nasıl müzikler dinlersin? Beslenme alışkanlığın nasıl? Et yemeklerini mi daha çok seversin, yoksa sebzeleri mi? Merak ediyorum; bir kadına âşık oldun mu hiç? Belki de âşık olduğunu sandın. Onu öperken ne hissediyordun? Duygularını göz önünde mi yaşardın? Acaba nerede ve ne okudun? İyi bir okul muydu? Bu arada nerelisin? Okul için mi ayrıldın memleketinden? Ya sonra? Mezun olunca ne yaptın? Sayın karakter, sen ne ara kayboldun? Biz ne ara görmemeye başladık seni. Off! Bir sürü soru uçuşuyor zihnimde.

*

- Hayatım, yeter artık, çok çalıştın, hadi yanıma gel.

- Yapamıyorum. Düştüm bir çukurun içine, çıkamıyorum.

- Gel yanıma. Uzaklaş kurduğun dünyadan... Benim dünyama gel.

- Oyun arkadaşı mı arıyorsun sen...

- Hadi, yatağa gel.

- Galiba doğru hissediyorum..

- Bilmem ki... Gel yanıma...

- Hınzır hınzır bakıyorsun.

- Kapat gözlerini sevgilim...

- Acaba nasıl bir sürprizle karşılaşacağım?

- Şşşt... Biraz sessiz ol ama... Şimdi açabilirsin.

- Aaa! Kızma birader! Ne zamandır oynamamıştım!

- Sevineceğini tahmin etmiştim.

- Çok mutlu oldum! 

- Oynayalım mı?

- Hemen! Ya, nereden aklına geldi? Seni çok seviyorum! 

- Ben de seni çok seviyorum!.. Ah sevgilim...

- Ne oldu bi'tanem?

- O kadar yoğunlaştın ki romanına, kendini unuttun.

- Anlamadım?

- Doğum günün kutlu olsun kocam! İyi ki doğdun!



bu senin sorun mutluşka
Bir evin hangi odasına benziyorsun?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

8 Şubat 2021 Pazartesi

Altıncı Pazartesi #Haftalık

Şu gezegende bir hafta daha geçirdim. Tatil gibi aslında... Tatil yapabilenler ve tatil yapma alışkanlığı olanlar, bir hafta için dünyanın parasını ödüyorlar. Acaba benim bir haftalık ömrümün gezegenimize maliyeti nedir? Neyse ki hava yumuşaktı ve ısınmak için daha az enerji tükettim.

****

Salıdan hafta sonuna dek üzerimde biraz halsizlik vardı. Önce baş ağrısı ve sonra da ara ara çıkan hafif ateşlenmeyi de eklersek malum nedenle biraz ürktüm. Şimdi daha iyiyim, ama yine de bir kırıklık yok değil. Maske-mesafe-temizliğe zaten üst düzeyde dikkat ederken, şimdi onun da üstüne çıktım. Salgınlı yaşamda bir senenin sonuna geliyoruz. Psikolojik olarak gitgide kötüleşiyorum.

***

Bir ara "Karmaşaya Evet: Caz Ustalarından Liderlik Dersleri" diye bir kitaba başlamıştım. Aslında sıradan kişisel gelişim kitaplarından farklı bir havası var, ama iki haftadır kapağını açmadım. Bir film izledim, Aşk Her Yerde (2003). Bazen fazla karikatürize hâle getirilmişse de yüzümü gülümseten sahneleri oldu. Romantik filmler genellikle ilgimi çekiyor zaten. Günceli takip edebilmek için dergi okumak iyi bir yol. Önceden ya satın alarak ya da kütüphaneye giderek dergi okurdum, ama salgından dolayı basılı yayınlarla pek aram kalmadı. Kitap aldığımda da önce bir süre dış ortam koşullarında havalandırıyorum, sonra da iç mekânda en az bir hafta el sürmüyorum. Bir dergi böyle bir zaman zarfında haliyle güncelliğini yitirir. Neyse ki dergi okuma uygulamaları var; birkaç dergi seçtim ve okumaya başladım. Ekonomi ve iş dünyasıyla yok denecek kadar bir alakam olmasına rağmen dijital okumalara "Ekonomist" dergisi ile başlamamsa genel olarak hayatımın "gerekli ve sana uygun olan hiçbir şeyi yapma" felsefesiyle bir hayli uyumlu. Not düşmeden geçmeyeyim, bir de yarım saat dolayında bir telefon görüşmesi yaptım müşteri hizmetleri temsilcisi ile.

Richard Curtis: Aşk Her Yerde-6/10

**

Yeni açılan çevrim içi yayıncılık platformu GAİN'de Engin Günaydın ve Devin Özgür Çınar'ın birlikte rol aldıkları (galiba) sekiz bölümlük mini dizi (bölüm süreleri yaklaşık 10 dakika) "On Bin Adım"ı seyrettim. Engin Günaydın'ı seviyorum, burada yine iyi. İş ise fena değil. Yer yer bana fazla yapay gelse de genel olarak akıcı olduğu söylenebilir. Bu arada "tilkinin dönüp dolaşıp kürkçü dükkanına gelmesi" gibi yine İngilizceye başladım. İtalyancayla da geçinemedik; kısmetse yakında İngilizceyi bırakıp yeni bir dile yelken açarım. (Halatı iskeleden çözmedikçe benimkiler "akıntıya kürek çekmek"ten başka bir şey değil. Ne kadar atasözü/deyim günümdeyim!). Bir de geçen hafta biriyle bir konuda kısa bir sohbet ettik. İnsan, desteklendiğini duyunca, hatta bundan da önemlisi-hissedince, gerçekten güzel oluyor.

*

Çocukların şeylere ve meselelere yaklaşımlarını çok seviyorum. Büyüklerin, büyürken bu zengin bakış açısını ne ara ve nasıl kaybettiklerine hem şaşırıyorum hem de üzülüyorum. "Mucize Doktor" diye uyarlama bir dizi yayınlanıyor televizyonda. Birkaç bölümden sonra haberdar olmuş ve keyifle bakmaya başlamıştım. Otizm farklılığı olan Ali Vefa adındaki genç doktorun merkezinde bulunduğu bir kurmacaydı. Ancak bu sezon hikâye öyle tuhaf bir çıkmaza sokuldu ki dizi adeta tüm sihrini, "mucizesini" kaybetti. Ali Vefa'nın bakış açısı da pek çok çocuğunki gibiydi ve bu nedenle onu seyretmeyi çok seviyordum. Ama şimdi her ne kadar hâlâ çok izleniyor olsa da aynı hazzı alamıyorum.

Ekleme: YouTube'ta İş Sanat kanalında güzel içerikler var. "Sait Faik Hikâye Dinletisi" adında "görülen bir radyo tiyatrosu" izledim. Tilbe Saran, Hakan Gerçek, Metin Belgin ve Bülent Emin Yarar'ın seslendirdiği hikâyeler, müzikler ve ses efektleri ile seyredilmeye değer.


bu senin sorun mutluşka
Sence ben bir nesne olsam ne olurdum?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

5 Şubat 2021 Cuma

Aldatılan Evler ve Birtakım Tuhaflıklar #Öykü

Hanımefendiler, beyefendiler! Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Ne iyi ettiniz bu akşam; o karanlık ve soğuk, yalnız ve huzursuz evlerinizi bıraktınız da geldiniz buraya. Buraya! Tiyatro denen bu görkemli yapıya. Işıklarla süslenmiş bu salona hoş geldiniz! Dilerim koltuklarımız rahattır. Çünkü biliyorum ki bazılarınız zorla getirildiniz. Hep öyle olur! Size soruyorum, C-5'teki beyefendi; yanınızdaki güzel kadınla ilk buluşmanız mı? Sizi ilk defa görüyorum; yoksa daha önce bir oyun izlemediniz mi? Bu yaşınıza kadar. Ne acı!

****

Ne acı? Ünlemlerimiz karınlarına yedikleri şiddetli tekmelerle iki büklüm kaldılar. Nur topu gibi soru işaretlerimiz var; kutlu olsun! 

-Balo...

- Pardon? Duyamadım, tekrar eder misiniz? Sözümü  kesmek için umarım geçerli bir nedeniniz vardır. 

- Balon gibi. Soru işareti. Yani şekil olarak.

- Lütfen müsait bir zamanınızda bana bildirin. Sizi, tüm masrafları tarafımdan karşılanmak üzere, Kapadokya'da balon turuna davet ediyorum.

- Sahiden mi? İşsizim, ne zaman isterseniz gidebiliriz.

- Haber vereceğim. O güne kadar hayatın tadını çıkarın.

***

- Aklım C-5'teki misafirimizde kaldı. Acaba isminizi bağışlar mısınız? 

- O kadar para etmem, pek marka değerim yok. Nasıl espri ama! Kadınlar, kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanırlar.

- Demek ki sizde çok para var; zira komik olmaktan çok gülünçsünüz!

- Çok oluyorsunuz ama!

- Size çok geldiğimin farkındayım. Neyse ki bilet paralarını peşin alıyoruz! Karanlıkta yolu bulabilirseniz elbette çıkabilirsiniz.

**

Karanlık ve soğuk, yalnız ve huzursuz evleriniz, onları bu salonla aldatırken siz, ne hissediyorlardır? Hiç düşünmediniz, öyle değil mi? Empati! Bu oyunun biletine onca parayı sayabildiğinize göre siz de diğer pek çok seyircimiz gibi varlıklısınız. Gerçi C-5'teki beyefendi kadar zengin misiniz bilmiyorum, ancak empatinizden daha çok paranız olduğuna eminim! Bahçe duvarlarının üzerine dikilen elektrikli tellerle korunan, bütün gün her köşesi anbean kayıt altına alınan, yüksek güvenlikli ve lüks sitelerde adınıza tescillediğiniz o evler şimdi terk edilmiş âşıklar kadar çaresiz! Sizse sanat için günaha giriyorsunuz. Aldatmak, en büyük günahlardandır.

*

- Durdurun bu rezaleti!

- Pardon?! Rezil olan nedir? 

- Bu bey sizden şikâyetçi.

- Şu an nerede olduğumuzun farkında mısınız?

- Evet, bir tiyatro salonunda.

- Buranın bir tiyatro salonu olduğunu bilecek kadar kültürünüz olduğuna göre, tiyatroda kapılar kapandıktan sonra içeri girilmeyeceğini de bilmeniz gerekirdi.

- Oyun bitti artık. Lütfen sahneden inin.

Sahnenin ışıkları yavaşça söner ve mekân siyaha keser. Tüm seyirciler adeta şok olmuş hâlde, olanı biteni anlamlandırmaya çalışırlar. Karanlık salonda sadece oyuncunun bağrışları duyulur. Neden sonra hoparlörlerden gelen ses, her şeyi apaçık ortaya çıkarır:

"Mutlu yıllaaar Ayseeel... Mutlu yıllaaar Ayseeel... Mutlu yıllaaar, mutlu yıllaaar, mutlu yıllaaar Ayseeel!"

Oyuncu, gözyaşlarına hâkim olamaz ve ağlamaya başlar. "Aysel", depremde yıkılan müstakil evinin adıdır ve bugün ona taşındığı günün yıl dönümüdür. Doğduğu, büyüdüğü ve ilk kez âşık olduğu ev... Aysel. Artık çok uzakta.

 


bu senin sorun mutluşka
Onunla nasıl tanıştınız?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<

1 Şubat 2021 Pazartesi

Beşinci Pazartesi #Haftalık

 

On ikide bir. On ikide birinci. Ocak. Bitti. Zaman hızlı, ben Tembel Hayvan, ayna sert. Bu hafta nasıl geçti, gerçekten bilmiyorum. Film izledim mi? Hayır. Televizyon dizileri dışında herhangi bir diziye baktım mı? Hayır. Tiyatro, konser, söyleşi vb. içerikler tükettim mi? Hayır. Kitap okudum mu? O da yok. Peki, bu hafta nasıl geçti? Gerçekten bilmiyorum.

****

Bu hafta da iki gün yürüyüş yaptım. Hatta bir de yürüyüş hatıramdan yola çıkarak öykü yazdım: Fotoğrafımızı Çekebilir misiniz? Açık havada yürümek bana iyi geliyor. Ocak ayı biraz gergin başladı, ortasından sonra yürüyüşlerle birlikte kendimi dengeleyebildim.

***

Zamanla aramdaki problemlerden söz etmeden bir "haftalık" yazamam. Bu hafta da zamanı yönetemedim; yine kapıya dayanan yumurta vakasıyla karşı karşıyaydım. Neye benziyor biliyor musun? "Arka Sokaklar" dizisine. 15 senedir oynayan dizide bölüm konuları birbirine oldukça yakın; ama yine de çok seyredilen yapımlardan. Zaman yönetimi benim sorunlar listemde hep var ve reytingini hiç kaybetmiyor.

**

"Kelimelik" oyununa devam ediyorum, ancak son günlerde daha az takılıyorum. Beklediğim üzere, heyecanımı kaybettim. Yeni heyecanlar bulmalıyım. İtalyanca da kaldı öyle. Acaba Japoncaya mı dönsem?

*

Okul arkadaşlarımdan biriyle yazıştık. Beni dışa dönük olarak hatırladığını söyledi. "İnsanlar değişir." dedim. Ben, kendi içine gömülenlerdenim.

 


bu senin sorun mutluşka
Çocukluğuna dair bir hatıranı paylaşır mısın?

Neşeli sevgilerle, umutla...
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

>>> Bu blogda bir "Hatıra Defteri" var; sen de yazabilirsin :) <<<