14 Eylül 2018 Cuma

Büyükler İçin Eylülsel Masallar - Fırtına (5 / Son)


Güneş, gri gökyüzünü aydınlatmaya uğraşsa da ne gösterebilirdi ki? Kaçan fırsatlar, kullanılmayan şanslar veya bu defa olduğu gibi ruhuna kavuşamayarak tükenen bedenler... Biz topraktan sekiz haznenin içinde yaşamı bekleyen insanlardık. Fırtına sayesinde önce ben açıldım. Ardımdan gelen Okaliptus Sihirbazı gibi ben de kurumuştum. Kim olduğunu başta anlayamadığım roman yazarının da yağmuru çekilmişti yüzünden. Ağladığım yerden doğan fasulyenin tekrar yeşermesi artık imkânsızdı. Önce şimşek çaktı, ardından duyulan gök gürültüsüyse ölümün sesi oldu.
****
Roman yazarı komşumun söylediklerini hatırlıyordum. Telaşlı olmamız gereken yerde kapıldığımız sakinlikten pişmanlık duyuyordum. Ancak pişmanlık en iyi ihtimalle bir felç halidir. Bunca şimşek ve gök gürültüsünün ardından yağmurun çiselemesi hayal kırıklığından başka bir şey değildi. Kim olduklarını bilemediğim beden parçaları ıslanan toprağın kucağında yok oluyorlar ve biz üç kişi bunun karşısında hiçbir şey yapamıyorduk. Fırtına, "Altı Damla Yağmur Efsanesi"nden söz etmişti. Bu hikâyenin meselesi ne olabilirdi? Aklımdan türlü olasılıklar geçiyordu. Düşündükçe hayallerim kararıyor; zifiri karanlıkta buz gibi üşüyordum. İki arkadaşımın da toprağa dönmesinden korkarak yüzlerine baktım. Okaliptus Sihirbazı'nın ve roman yazarı komşumun sözlerinde ipuçları aradım. Bir an durdum ve halime acıdım. Öleceklerin arasında ben olamaz mıydım? Bu nasıl bir bencillikti! Kendime attığım tokatla yüzümden bir parça koptu. Dağılırken kanamayan bir bedenim vardı. Ruhum bir türlü dizginlenemiyor, duygularımın altında eziliyordum. Bu sırada çıkan bir rüzgâr dünyamda kalmış iki insanı da alıp götürdü.
***
"Neden böyle oldu Fırtına?" diye sorduğumda, yağmur da yavaş yavaş çoğalıyordu. Gökyüzünün rengi beyaz boyalarla önce açılıyor, ardından mavi kanatlı kuşlarla yeniden hayat buluyordu. "Diğerleri görevlerini tamamlayarak olmaları gereken yere gittiler." dedi Fırtına. "'Altı Damla Yağmur Efsanesi' böyle mi bitmeliydi?" diye yeni bir soru bıraktım. "Sen bu acıyı öğrendin Mutlu Anlar Koleksiyoncusu. Artık elçi sensin. Doğanın önemini anlatacaksın. Katledilen çevreye dikkat çekeceksin. Betonlaşan dünyayı göstererek insanları uyaracaksın. Diğer beş kişinin kim olduğunu hiç öğrenemeyeceksin; ama tanıdığın ve yitirdiğin Okaliptus Sihirbazı ile roman yazarının senin için bir şey ifade etmesi aşikâr. Onlar doğa ve toplum için sanat üretiyorlardı. Ne yazık ki iki komşuna da normal çağında dikkat etmedin ve onların dünya için nasıl çaba verdiklerini göremedin. Tabiat Ana seni seçti ve görmen için acı çekmene karar verdi. 'Altı Damla Yağmur Efsanesi' yedi kişinin canına mâl oldu; son damla senin ruhundan damıtıldı." Böyle dizdi cümlelerini ve olduğu yerde söndü. Yaprak kımıldamıyordu.
**
Gözlerimi açtığımda odada yalnızdım. Duvardaki televizyonda bir haber programı vardı. Bir trafik kazasından söz ediliyordu. Bu tür haberlere alışıktım, ancak bu sefer farklıydı; kendimi görüyordum ekranda. Kurtulan tek kişiden bahsediyorlardı. Yaşananlar usulca zihnimde belirirken bağırmaya başlamıştım. Sesimi duyarak içeri giren doktor, yanındaki hemşireye hemen sakinleştirici yapmasını söyledi. Bu sırada elinde çayıyla odaya gelen sevgilimi gördüm, korku dolu gözlerle bakıyordu. Biraz sonra her şey yeniden belirsizleşmeye başladı. Göz kapaklarımı açık tutmakta zorlanıyor ve söylenenleri işitemiyordum. Daha sonra sevgilimden öğrendim olanları. Sekiz arkadaş, bir çevre felaketini araştırmak ve kamuoyuna duyurmak için, ağaçların kesilerek yerlerine villaların dikileceği bir yere gidiyorduk. Zaten o zamana kadar da sosyal medya üzerinden farkındalık çalışmaları gerçekleştirmiştik. Henüz araziye varmadan, yolda bir trafik kazası meydana gelmiş. Tutanaklara göre yola dökülen yağdan kaynaklanmış. Kasıtlı olmasıyla ilgili şüpheler varmış! Beş arkadaşımı olay yerinde, ikisini hastanede kaybetmişim. Ben de 21 gündür komadaymışım. Tuhaf. Öyle değişik rüyalar gördüm ki bu süreçte; sevgilime anlatmaya çalıştım, ancak beni geçiştirdi. Şimdi birlikte pilav üstü kuru yiyoruz. Muhtemelen son yemeğimiz.
*
Bir varmış, bir de bakmışsın yok olmuş.

(TÜM BÖLÜMLER İÇİN TIK TIK.)

Not: Toplam 5 bölümdür.


sana1soru: Doğaüstü olayların hayat içi karşılıklarına inanıyor musun?

Neşeli sevgilerle,
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

12 Eylül 2018 Çarşamba

Büyükler İçin Eylülsel Masallar - Fırtına (4)


Yüzlerce yıllık derin bir uykudaydım. Bir toprağın içine hapsedilmiştim. Gömülmek değildi bu, sanki şefkatli bir el üstümü örtmüşçesine çamura bulanmıştım. Geçen uzun zamanda kurumuş, neredeyse taşlaşmıştım. Sahibini yitirmiş, gözden ırak bir fasulye bahçesi gibiydim. Sonra bir gün, nasıl olduysa bir mucize gerçekleşti ve topraktan doğdum. Kaybolmaya yüz tutmuş fasulye taneleri artık bedenimden uzak da olsa içimde hâlâ canlılığını koruyan birkaç salkım vardı.
****
"Konuşmak söz konusuysa susmak bir tercihtir." demiş ve akabinde derin bir sessizliğin içine bırakmıştı kendini. Çıktığı toprağı umursamıyor, hangi zamanda olduğunu bilmemek onu yormuyor, baktığı yüzlerin bitaplığından bile etkilenmiyordu. Daha da önemlisi gördüklerinden şahsına yönelik bir çıkarsama yapmıyordu. Sadece yaşadığı anın varlığından haberdar ve bir sonrası hiç olmayacakmış gibi tuhaf bir huzurla nefes alıyordu. Bir süredir bilinmez bir diyarda üç kişi yaşıyor ve birimiz hiçbir şekilde fikrini beyan etmiyordu. Düşünmemek, aklımın kabul edebileceği bir eylemsizlik hali olamazdı. Çünkü hep mutluluğu aradım ve deneyimlerim sonucu bu kalbî duygu için ön koşulun "düşünmek" denilen meşakkatli iş olduğunu anladım.
***
Sesi bulunduğumuz yere varla yok arasında ulaşan bir kuşun kanat çırpışlarını hayal ediyordum. Su dolu bir bardağa mürekkepli bir fırçanın dalışı gibi umut aşılıyordu havaya. Büyülenmemek ne mümkündü! İç sesim, Okaliptus Sihirbazı'nın konuşmaya başlamasıyla dağıldı. "Yaşardık eskiden, yani sahiden yaşardık, okaliptus ağaçlarının altında, nehrin kıyısında. Zaten bu yüzdendi okaliptus ağaçları; suyu çok severlerdi. Nehir buharlaşıp göğe karışır, kubbede oyunlar oynanır, yağmur düşer ve hayat olur onlara. Gök, bereketi düşlemese de nehirden çekerlerdi hayatı; ama pek kimse bilmez ki onlar oyunsever ağaçlardır. Okaliptuslar henüz varken, yani biz daha o çağın dışına çekilmemişken, dağın arkasından, yamaçlardan başlamışlardı ağaçları kesmeye ve önünde sonunda sıra onlara da gelecekti. O zaman ne yaptığımızı hatırlıyor musun Mutlu Anlar Koleksiyoncusu? Her neyle meşgulsek öncesinde, sonrasına da onu taşıyorduk sessizce. Yaşananları umursamayan, erdemli duygulardan arınmış, kaba et parçalarından farksızdık."
**
"Kaba et parçalarından farksız, erdemli duygulardan arınmış, yaşananları umursamayan birer sakindik belki de en telaşlı olmamız gereken yerde." Bu sözleri, toprağından kurtulduğundan beri sadece bir tek cümle sarf etmiş yeni arkadaşımız söylüyordu. Bir sihre dokunmuş gibi çözülmüştü dili. "'Okaliptus Sihirbazı'nı da beni olduğu gibi tanımamıştın, değil mi? Üçümüz de aynı mahallede yaşıyorduk. Aynı ağaçların gölgesine sığınmış, aynı nehrin suyunda yıkanıyorduk. Fiziksel gerçekliğimiz ortaktı da hissiyatta buluşamıyorduk, insanların çoğu gibi. Sen tanırsın beni müzisyen; ellerin kadar hassastır yüreğin, mutluluğu diline pelesenk edenlerden açıktır gönlün." Başını sallayarak onaylamıştı Okaliptus Sihirbazı, bense çoktan dışında kalmıştım her şeyin.
*
Parmaklarım zihnimle anlaşmış, arkamdan iş çeviriyorlar; şaşırmayı da sevmek kadar çok önemsiyorum.

(TÜM BÖLÜMLER İÇİN TIK TIK.)

Not: Toplam 5 bölümdür.


sana1soru: Maddiyat mı, yoksa maneviyat mı?

Neşeli sevgilerle,
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu

10 Eylül 2018 Pazartesi

Büyükler İçin Eylülsel Masallar - Fırtına (3)


Uyuyakalmışım, bu yüzden fark edemedim uyandığını. Omzuma dokunduğunda, gözlerindeki hayret eden bakışa anlam veremedim. Lahza geçmeden konuşmaya başladı. Parça parça dökülmüş toprağı, öyle söyledi. Canı acısa da ruhu hafiflemiş. Sonra, Fırtına'nın geldiği günden bahsetti. Bir dakika! Bu dili biliyordum, eskiden böyle konuşurduk. Yine aynı dile dönmüştük. Ses sese çarpınca dil yeniden var olmuştu. Ne de olsa kimse dünyaya yalnız kalmak için gelmemişti. Mutlaka her insan bir diğerini bulur ve hayatı ortaklaşarak yaşamaya başlardı.
****
İkimiz de hangi mevsimde olduğumuzu kestiremiyorduk. Belki de artık mevsimler kalmamıştı. Zaten gökyüzünün bile rengi değiştiyse hangi mevsimden söz edilebilirdi ki? Üşüyorduk; etrafta yakacak öteberi arandık. Biraz çalı çırpı işimizi görürdü. Bulduk, hemen sonra aklımıza bir soru takıldı. Ateşi nerede yakacaktık? Acaba toprağından henüz ayrılamayan öbürlerinin yanında vursak kıvılcımı, onlar da ısınırlar mıydı? Dünyadaki en güzel duygu, kendinden başkasını düşünebilmek sanırım. Bencilliğin sınırlarını aştığımızda aldığımız nefes de ferahlıyor.
***
Ateşin başında uyuyakalmışız. Birken biz olmak, yani çoğalmak ve beraberliğe kavuşmak, soğuk gecenin kızıl kuşu kadar sıcak. Fakat şimdi yine üşüyorduk. Çünkü Fırtına, kalan birkaç parçanın üstüne konmuş, bizi bekliyordu. Çok geçmeden soğuk nedeniyle uyandık. Tüylerim ürperdi, belli ki kötü şeyler olacaktı.
**
Fırtına, "Uyanmana sevindim Okaliptus Sihirbazı" dediğinde, yanımda oturanın komşum olduğunu anladım. Yüzlerce yıl önce, sırasına dizildiğimiz nehirin orada, müzik aletleri imal eden komşumdu bir kol uzağımdaki. Ama nasıl olmuştu da bu kadar... Dilim betimlemeye bir türlü koyulamıyor, sanki yas evinde gibi lal kesilmiş duruyordu. "Kendinizin farkında değil misiniz? Farkına varın! Yağmur sadece toprak için değildir. İnsanın da ona ihtiyacı var. Birbirinize yüzlerinizi anlatın; ne yazık ki kurudunuz!" Bu cümleleri sarf ettiğinde Fırtına, ikimiz için de uyanış vaktiydi. Cesur olmazsak aklımızı kaçırabilirdik.
*
Karakterlerimle tanışıyorum; sevdiklerimle çay içer gibi mutluyum.

(TÜM BÖLÜMLER İÇİN TIK TIK.)

Not: Toplam 5 bölümdür.


sana1soru: Uyumak ile uyuyakalmak arasında nasıl bir fark görüyorsun?

Neşeli sevgilerle,
Mutlu Anlar Koleksiyoncusu